Şubat ayında etkili olan yoğun yağışların ardından Büyük Menderes Nehri’nin taşmasıyla birlikte Söke Ovası’nda birçok tarım arazisi su altında kaldı. Ovanın en verimli bölgelerinden biri olan Akçakaya – Pamukçular ovalarında taşkının etkisi daha da ağır hissedildi. Bölgedeki üreticiler yaşanan afetin ardından tarlalarına giremez hale gelirken, suların bazı noktalarda 1,5 metreyi bulduğu öğrenildi.
Taşkının en çok konuşulan mağdurlarından biri ise Mustafa Tanyeri oldu. Aynı zamanda Söke Ziraat Odası Başkanı olan Tanyeri’nin yaklaşık 700 dönümlük tarım arazisinin tamamen su altında kaldığı belirtildi. Akçakaya–Pamukçular Mahallesi yolu üzerinde bulunan çiftliğin çevresi adeta göle dönerken, geniş alanların hâlâ suyla kaplı olması üreticileri endişelendirmeye devam ediyor.

OVADA MİNİ GÖL MANZARASI
Taşkın sonrası ovanın bazı bölümleri alışılmış görüntüsünden tamamen uzaklaştı. Normalde pamuk, buğday ve mısır ekimi yapılan geniş tarlalar, günlerdir çekilmeyen sular nedeniyle küçük bir gölü andırıyor. Özellikle Akçakaya–Pamukçular hattında suyun geniş alanlara yayılması nedeniyle yolların kenarından bakıldığında kilometrelerce uzanan su birikintileri görülüyor.
Bölgedeki çiftçiler, suların çekilmemesi halinde sezon hazırlıklarının ciddi şekilde gecikeceğini ifade ediyor. Birçok üretici, bu yılki ekim takviminin belirsizliğe girdiğini dile getirirken, tarım makinelerinin tarlalara girebilmesi için zeminin tamamen kuruması gerektiğini söylüyor.
“TARLALARA EN ERKEN MAYISTA GİRİLEBİLİR”
Taşkın sonrası açıklamalarda bulunan Mustafa Tanyeri, yaşanan durumun yalnızca kendi arazileriyle sınırlı olmadığını, bölgede yüzlerce üreticinin benzer sıkıntılarla karşı karşıya olduğunu vurguladı. Tanyeri, arazilerin büyük bölümünün hâlâ su altında olduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bazı bölgelerde sular çekilmeye başladı ama Akçakaya–Pamukçular ovalarında durum hâlâ ciddi. Toprak tamamen suya doymuş durumda. Bu şartlarda traktörün ya da herhangi bir tarım makinesinin tarlaya girmesi mümkün değil. Şu anki tabloya bakarsak üreticinin arazisine en erken Mayıs ayında girebilmesi mümkün görünüyor.”
Bu durumun özellikle pamuk üreticileri için büyük bir zaman kaybı anlamına geldiğini ifade eden Tanyeri, ekim döneminin gecikmesinin verim üzerinde de etkili olabileceğini dile getirdi.

TZOB BAŞKANI BAYRAKTAR BÖLGEYİ İNCELEDİ
Yaşanan afetin ardından bölgedeki durumu yerinde görmek için Şemsi Bayraktar, yani Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı da hafta sonu Söke’ye gelerek taşkın alanlarında incelemelerde bulundu. Bayraktar’a saha gezisinde eşlik eden Mustafa Tanyeri, çiftçilerin yaşadığı sorunları ve taleplerini doğrudan aktarma fırsatı buldu.
İncelemeler sırasında taşkından etkilenen araziler tek tek gezilirken, üreticilerin zararının boyutu hakkında da bilgi verildi. Tanyeri, bölgedeki çiftçilerin beklentisinin net olduğunu belirterek, yetkililere şu çağrıyı yineledi:
“Buranın afet bölgesi ilan edilmesi gerekiyor. Çünkü zarar sadece birkaç üreticiyle sınırlı değil, geniş bir ovayı etkileyen bir durum var. Çiftçilerimizin ayakta kalabilmesi için mutlaka destek sağlanmalı.”
ÇİFTÇİLER KARA KARA DÜŞÜNÜYOR
Söke Ovası’nda tarım, bölge ekonomisinin en önemli geçim kaynaklarından biri olarak biliniyor. Özellikle pamuk üretimiyle öne çıkan ovada yaşanan bu taşkın, üreticilerin gelecek sezon planlarını da belirsiz hale getirdi.
Birçok çiftçi, aylardır emek verdiği arazisini uzaktan izlemek zorunda kaldığını ifade ederken, bazı üreticiler ise sular çekilse bile toprağın eski verimine kavuşmasının zaman alabileceğini söylüyor. Taşkın sonrası oluşan çamur tabakası ve toprağın suya doyması, önümüzdeki aylarda yapılacak tarımsal faaliyetleri de zorlaştırabilir.
UMUT SULARIN ÇEKİLMESİNDE
Bölgedeki üreticiler şu günlerde gözlerini hem havanın ısınmasına hem de taşkın sularının tamamen çekilmesine çevirmiş durumda. Çiftçiler, toprağın yeniden işlenebilir hale gelmesi için sabırla beklerken, yetkililerden gelecek destek kararları da büyük önem taşıyor.
Söke Ovası’nda yaşanan bu taşkın, yalnızca tarım arazilerini değil, bölgedeki yüzlerce ailenin geçim kaynağını da etkiliyor. Üreticiler ise tüm zorluklara rağmen umutlarını koruyarak, suların çekileceği ve toprağın yeniden hayat vereceği günü bekliyor.




