İstanbul için yıllardır adeta bir kader gibi kabul edilen 7.4 büyüklüğündeki senaryoya net bir şekilde karşı çıkan Bektaş, eldeki son sismolojik veriler ışığında korkulan yıkıcı tablonun yerini daha ılımlı bilimsel öngörülere bırakabileceğini savunuyor. Prof. Dr. Bektaş'a göre, megakentin önündeki asıl tehlike sanılandan daha düşük ölçekli bir sarsıntı olabilir.
Uluslararası Araştırmalar Ezber Bozuyor
• Yıllardır süregelen yüksek büyüklükteki yıkım teorileri, deniz tabanından elde edilen yeni ölçümlerle uyuşmuyor.
• Bu çalışmalar, fay hatlarının karakteristik yapısına dair yeni kanıtlar sundu.
Fay Hattında Kilitlenme Değil Sürünme Hakim
Peki, beklenen depremin büyüklüğünü aşağı çeken bu yeni iddiaların temelinde ne yatıyor? Bilim insanları bu durumu yer bilimleri terminolojisinde "creep" olarak adlandırılan sürünme hareketiyle açıklıyor.
Özellikle gözlerin çevrildiği Kumburgaz segmentinin sanıldığı gibi tamamen kilitli bir yapı sergilemediği ortaya çıktı. Yüzeyde tam bir kilitlenmenin olmaması, tektonik plakalardaki enerjinin tek bir devasa patlama yaratmak yerine, yavaş yavaş ve küçük hareketlerle boşaldığı anlamına geliyor.
"İstanbul’un Kaderi 7.4 Değil"
Marmara’daki deniz altı fay segmentlerinin yekpare, yani tek bir parça halinde aniden kırılarak devasa bir felaket üretme olasılığı bilimsel verilere göre oldukça zayıf görünüyor. Yıllardır üzerinde konuşulan o korkutucu senaryolara karşı "İstanbul’un kaderi 7.4 değil" ifadesini kullanan Bektaş, tek ve büyük bir yıkıcı şok yerine, fayların daha düşük enerjili sarsıntılar üreterek rahatlayacağını hesaplıyor.
-
Aksine, elde edilen tüm veriler doğrultusunda bu rakam 7'nin altında kalmalı.
Bu yeni senaryo yüreklere bir nebze su serpse de uzmanlar, şehirdeki yapı stokunun bu yeni bilimsel tahminler ışığında bile nasıl bir performans sergileyeceğinin ayrı bir mühendislik ve hazırlık tartışması yarattığını hatırlatıyor.