Osmanlı toprak düzeni, kendilerinden önce küçük köylülüğe dayalı kırsal bir toplum yapısına sahip olan Balkanlar ve Batı Anadolu’da, devletin askerî ve malî ihtiyaçlarının bir gereği olarak 15. yüzyılda şekillendi. Osmanlılar ele geçirdikleri ülkelerde 14. yüzyılda feodal beyler ve manastırların eline geçmiş olan topraklarda, kılıç hakkı ile fethettikleri gerekçesi ile “Mirî Arazi Düzeni” (Arazi-i Mirîyye) adı verilen kendi toprak düzenlerini kurdular (487).

Osmanlı Devleti’nde tarla tarımı yapılan araziler üzerindeki devlet mülkiyeti yani mirî arazi düzeni Osmanlıların getirdiği bir yenilik değil Bizans İmparatorluğu ve Anadolu Selçuklu Devleti’nden devraldığı, kökü Eski İran ve Geç Roma İmparatorluğu dönemine giden bir uygulamaydı (488).

Kıtlık ve açlığın hububat ekimindeki eksiklikten kaynaklanması nedeni ile Osmanlı Devleti’nde sadece tarla tarımı yapılabilir topraklar, ekonomik açıdan kıt meta sayılmış ve bu topraklarda üretilen ürünlerden alınacak vergiler tımar sistemi ile görevlilere tevcih edildiğinden, kişilerin özel mülkiyetine bırakılmamış, devlete ait (mirî) sayılmıştır. Osmanlı kanunları bu durumu “saban giren yer mülk olmaz” diye tanımlar (489).

Osmanlılar Fetret Dönemi’nin sonunda Aydınoğulları hanedanına tamamen son vererek Aydın Sancağı’nı tesis etmişler, tımar sisteminin nizamına göre düzenlemişler ve sancak beyi atamışlardır. Osmanlı arşiv kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla XVI. yüzyıl boyunca Tire’nin, sancak yönetiminde Aydın’dan daha önemli bir yeri olduğu görülmüştür. Tahrir kayıtlarında Aydın’ın ekonomik olarak henüz çok gelişmemiş olduğu görülmektedir. XVI. yüzyıla ait kayıtlarda, Aydın sınırlarının bitiminde büyük sebze ve meyve bahçelerinin olduğu insanların kendi ihtiyaçları için küçük bahçeler yaptıkları buralarda zeytin ve incirin olduğu görülmektedir. Ayrıca, zeytin, zeytinyağı, çuha, bal, pamuk, nar, üzüm, buğday, palamut ticareti, yoğun yapılan ürünler olarak görülmüştür (500).

Üreticilerin yetiştirdiği zeytin, zeytinyağı, üzüm, kuru üzüm, incir, palamut, buğday vb. ürünler Aydın’da etkili ve güçlü olan tüccarlar tarafından Balat’a ve Kuşadası Limanı’na götürülmüş, buradan da yabancı tüccarla vasıtasıyla ihraç edilmiştir. Yüzyılın sonlarına doğru Aydın Sancağı’nın gerek iklimi gerekse coğrafi konumundan dolayı verimli topraklara sahip oluşu gözetilerek, İstanbul’da yaşayan devlet ileri gelenleri bölgedeki bazı gelir kaynaklarını kendi yönetimlerine almaya başlamışlardır. Başta padişah olmak üzere valide sultanlar, paşalar, defterdarlar ve padişaha yakın kişiler Aydın Sancağı’nda çeşitli has ve arpalıklara sahip olmaya başlamışlardır. Bu toprakların büyük bölümünde zeytincilik, incircilik ve çeltikçilik yapıldığı görülmektedir (501).

Aydın’da, Klasik Döneme tekâbül eden Osmanlı hâkimiyeti, bölgedeki iktisadi, sosyal ve kültürel pek çok gelişmenin de önünü açmıştır. Kimi kısımları havası hümayun olarak şehzadelere ayrılmış olan Aydın Sancağı, Osmanlı hâkimiyeti döneminde, imparatorluğun görece zengin bölgelerindendir. Bu zenginliğin öncelikli nedeni de tarımdır. Dağlarla çevrili, çok verimli iki alüvyonlu ovası bulunan Aydın yerleşiminde, verimli bağ ve bahçelerin yanı sıra pamuk, tütün, susam, kestane, elma, üzüm ve çeşitli meyvelerin yetiştiği tarlalar da fazlasıyla mevcuttur (502).

Aydın İl’inde arklar, azmaklar, pınarlar ve çeşmelerin ayaklarında, çeltik tarımının yapıldığı anlaşılıyor. Büyük Menderes nehrinden sağlanan Bozdoğan, Üçbaşa, Kazanderesi, Yenice, Piskopi, Eymirli, Akçakavak azmaklarından çeltik alanlarına su sağlandığı farkediliyor. Küçük Menderes havzasında da pınar ve çeşme ayaklarından sağlanan sularla (kara suluk oluncaya kadar) kimi köylerde çeltik tarımı yapılıyordu. Çeltik tarımı, sadece köylüler tarafından değil, aynı zamanda aşiretler tarafından da yapılıyordu (503).