Sağ olan'a günler, saat gibi geliyor.
Daha geçenlerde Kış ayının ilk günü dediğimiz Aralık ayının bir haftası geldi ,geçti bile.
Kış kışlığını , ..diye başlayan ve gerisini hepimizin bildiği tekerlemeyi günümüze uyarlarsak,
Kış kışlığını kovit de , hainliğini yapacak.
Ama bizi Azrail den önce , maalesef Cehalet öldürecek.
Bilimin ışığında yürümeyenler için bir cehenneme döndü dünya,
Cehalet ne güzel şey, herşeyi biliyorsun , ama aslında bir şey bilmediğinin farkında değilsin.
Her gün 30 bin hasta ne demek..?
Cehalet demek.
Her şey ne güzel giderken , meğer en basit şeylerin ne kadar değerli olduğunu unutmuşuz.
Öyle olmaz mı zaten , kaybedince değerini anlarız sevdiklerimizin .
Her gün beş on sela, adeta ahiret belirtisi gibi,
İnsanlar , insanlardan soğudu, eller , gözler birbirinden uzaklaştı, ne misafirlik kaldı ne de tokalaşma sarılma.
Oysa ne güzeldi eskiden,
“ bir maniniz yoksa annem babam size gelecek “ dediğimiz kapı komşumuz, hiç sormadan çat kapı gittiğimiz akrabalarımızdan bugün vebalıymış gibi kaçıyoruz.
Şarkıdaki “ seni uzaklardan sevmek , aşkların en güzeli” dizelerindeki gibi, balkonlardan ,pencerelerden birbirimize hal hatır sorar olduk.
Birbirimize yabancılaştık.
“Gözden ırak olan , gönülden de ırak olur “ sözü adeta bugünler için söylenmiş olmalı.
Gene başa döndük, dün evlerimizde hafta sonu 2 gün kapalı kaldık.
Biraz da, kendimizi , iç sesimizi dinledik.
Nasıl da yalnızlaşıyoruz giderek.
Nasıl da yabancılaşıyoruz birbirimize.
Biz miyiz bu insanlar;
bu mu konu komşu,
bu mu arkadaş, eş dost,
bu mu mahalle,
bu mu sokak,
bu mu çoluk çocuk,
bu mu ana baba,
bu kardeşler biz miyiz ?
Biz ne hale geldik böyle ?
Mal davası, mülk davası derken,
kardeşin kardeşle küs olduğu..
Benlik, senlik kavgaları yüzünden yuvaların,
Menfaatler yüzünden dostlukların bozulduğu...
İnternetti, televizyondu, hazır gıdaydı derken komşulukların unutulduğu...
Bırakın yan yana , göz göze gelmeye korkar oldu insanlar.
Sanırsınız ki parayla satılıyor, küçücük gülümsemeler,
Unutuldu gitti ,bir kuru merhabalar.
Herkesin burnu Kaf Dağı'nda,
oysa herkes sadece bizim gördüğümüz kadar.
Bilmiyorlar;
başımızı çevirsek, hiç yoklar!
Ne yazık ki, miras karşılığı sevilir oldu ana babalar,
Yalan oldu gerçek sevdalar.
Eskiden bir bakıştan, bir gülüşten titrerdi yüreklerimiz,
Şimdilerde ise kızın fiziği, oğlanın parası , puluyla artan orantılı sevgilerimiz..
İki gün gönlümüzü eğler, heyecanımız bitince de, yeni heyecanlara doğru çeker gideriz...
Sanırım, hep katkılı gıdalar yüzünden bunlar
Ya da internet mi, bu yanlızlığın nedeni ,
Televizyondaki saçma sapan diziler,
Ya da zayıflayan iç sesimiz,
Belki de, giderek kaybolan vicdanlarımız...
Değirmen içindeki buğday gibi un ufak olmuş insanlığımız..!
bu dünyadan götürebileceğimiz bir şey yok aslında.
“Mal sahibi mülk sahibi , hani bunun ilk sahibi” diyen Yunus Emre ne doğru söylemiş.
Tayfun Talipoğlu nun aşağıdaki dizelerinde dediği gibi.,
Yaş ilerledikçe sadeleşmek ister insan...
Doğaya doğru çekilir, betondan yapılmış lüks binalar yerine orman ve deniz kıyısında küçük bir ev daha cazip gelir..
Yaş ilerledikçe doğalını seversin her şeyin
Yediğin her şeyin sadesini doğalını istersin..
Yaş ilerledikçe insan ne istediğinde netleşir
O yüzden oradan oraya daha az savrulur..
Yaş ilerledikçe insan iteleyerek, uğraşarak giden ilişkilerde değil, kendiliğinden akışında yürüyen ilişkiler içinde bulmak ister kendini..
Yaş ilerleyince zaman öyle bir değerlenir ki, her anın keyfini çıkarmak istersin. O ne der bu ne der diye yaşamazsın, çünkü umursamamayı öğrenmişsindir..
Yaş ilerleyince insan sevginin değerini dahaiyi bilir. Aslında en önemlisi yaşı ilerledikçe insan, ihtiyacı olan tek şeyin sevgi ve yüzünü güldüren güzellikler olduğunun farkına varmıştır.. Yaş ilerledikçe, eskiye özlemin başlaması,denenmiş dostların aranmasından ibarettir aslında.
Moda deyimiyle "nostalji" Tüm geçmişin gözde tütmesi “ değil, "gözde ve yürekte tüketilmemiş dostlukların bir daha yaşanma isteğidir...
SÖZÜN ÖZÜ :
AFFETMEK VE UNUTMAK İYİ İNSANLARIN İNTİKAMIDIR.
MEHMET ÖZÇAKIR
PK:110 EFELER – AYDIN
GSM : 0.542.7608691