Türkiye'de ilk koronavirüs vakası 11 Mart'ta görülmüştü. Neredeyse bir yıl olacak, virüsle, salgın hastalıkla uğraşıyoruz. Salgınla ilgili temel yaşam uygulamaları değişim, dönüşüm geçirdi.

Yaşantımıza maske, mesafe girdi. Zaten dikkat ettiğimiz temizlik kurallarına şu süreçte daha fazla özen göstermeye başladık. Toplu etkinlikler iptal edildi, kafeler – restoranlar, kahvehaneler ve diğer toplu mekânlar faaliyetlerine ara verdi. Hepsinden de önemlisi hafta sonu sokağa çıkma kısıtlamaları başladı. Yaşantımızda radikal değişiklikler yaşandı.

Aydın'da ilkbahar aylarında gayet iyi olan durum, sonbaharın sonunda olumsuz bir hale büründü. Ancak yaklaşık son bir aydır, tablo iyiye gitmekte. Vaka ve vefat sayıları azaldı. Cep telefonlarına indirdiğimiz Hayat Eve Sığar (HES) uygulamasında 'çok yüksek riskli' gözüken yerler, 'orta riskli' olarak gözükmeye başladı. Önceleri büründüğü kırmızı renkle adeta gelincik tarlasını andıran yoğunluk haritasındaki kırmızı renkler ise önemli ölçüde dağıldı. Kentin bazı noktalarında adeta hiç kırmızılık kalmadı.

Bu tablonun oluşmasında sanıyorum ki, hafta sonu uygulanan sokağa çıkma kısıtlamaları ile halkın bir arada yoğun olarak bulunduğu mekânların faaliyetlerine ara verilmesi etkili oldu.

***

Ancak yeri gelmişken belirtmekte yarar var ki, bu süreçte en büyük mağduriyeti küçük esnaf yaşadı, yaşamaya devam ediyor. Onların istek ve beklentilerini çeşitli defalarda bu sütunlara taşıdık, taşımaya devam ediyoruz. Dilerim, ekonomik anlamda güçlük çeken ve ciddi bir darboğazla karşı karşıya kalan kesimlerin sesine kulak verilir, atılması gereken başkaca adımlar varsa onlar da atılır.

Yazımın başlığında da belirttim.

Maskesiz, mesafesiz, serbestçe gezip dolaştığımız günlerin tümünü 'güzel günler' olarak nitelendirecek konumdayız artık. Bu nedenle o günlere büyük bir özlem duymaktayız.

Dilerim, aşının yaygınlaşmasıyla birlikte önemli bir aşama kaydedilir ve düşünü kurduğumuz o 'güzel günlere' bir an önce kavuşuruz.