Türkiye'de merkez sağ siyasetin önde gelen isimlerinden, eski Bakan Cavit Çağlar'ın uzun süre Bursa merkezli yayın yapan televizyonu Olay TV, geçtiğimiz aylarda merkezini İstanbul'a taşıyarak, yaygın ölçekte yayın yapmaya başlamıştı.
Doğan Medya Grubu'nda uzun yıllar yöneticilik yapmış Süleyman Sarılar'ın genel yayın yönetmenliğini üstlendiği kanalda, merkez medyadan ayrılan ekran yüzleri kadroda yerini almış, haber merkezinde de gerek görsel gerekse de yazılı basından transfer edilen deneyimli isimler yer almıştı.
Bursa'da yayın yaptığı dönemde de saygın yayın kuruluşları arasında yer alan Olay TV'nin ulusal mecrada da etkin haber kanallarından biri olacağı umulmuştu.
Olaylar bu seyirde ilerlerken, geçtiğimiz günlerde internete düşen haberlerle, Olay TV'nin ekranının karardığını öğrendik.
Süleyman Sarılar ve televizyonun önde gelen bazı ekran yüzleri, eski Bakan Cavit Çağlar'ın 'iktidar baskısı' nedeniyle yayınları durduğunu öne sürdü.
Cavit Çağlar ise 'baskı' iddialarını yalanlayarak, 'HDP yanlısı yayınlar' yapıldığından dolayı rahatsız olduğunu, bu gerekçeyle faaliyetleri sonlandırdığını duyurdu kamuoyuna.
***
Cavit Çağlar'ın uzun yıllar merkez sağ çizgide, DYP çatısı altında siyaset yaptığını düşünürsek, siyasal anlamda bazı hassasiyetlerinin olmasına hak verebiliriz. Sonuçta, medyanın mülkiyet yapısı içerisinde, patronaj mekanizması, söz konusu yayın kuruluşunun ideolojik konumunu belirleme hakkına sahiptir.
Bununla birlikte, toplumun haber alma hakkı da son derece önemlidir. Haber kanalı olma iddiasıyla yola çıkan bir yayın kuruluşunun elbette ülkenin bölünmezliği gibi birtakım temel duyarlılıkları esas alarak, meşru olan her görüşe ekranlarını, mikrofonlarını açması, ortalama bir beklentidir. Bunu yapmayıp yalnızca bir tarafın – bu iktidar da olabilir muhalefet de – borazanlığına soyunursanız toplum nezdinde inandırıcılığınızı ve saygınlığınızı yitirirsiniz. Medya dünyasında geçmişte ve günümüzde bunun somut örneklerine rastlamak mümkün.
***
Bu olaydan bağımsız düşünürsek, Türkiye'de medya kuruluşlarının sahiplik yapısına baktığımızda, medya patronlarının gazetecilik dışında başka işlerle uğraştıklarını 40 yıldır gözlemleriz. Özellikle 12 Eylül'den sonra medya, ticari bir işletme haline gelmiştir. Aydın Doğanlar, Mehmet Emin Karamehmetler, Demirörenler ve daha niceleri çok farklı iş kollarında faaliyet gösteren iş insanlarıdır.
Cavit Çağlar'ın da Bursa'da tekstil başta olmak üzere çeşitli iş kollarında faaliyet gösterdiğine tanık oluyoruz. Durum böyle olunca, iş insanları iktidarla arasını iyi tutmak istiyor. 'Muhalif yayıncılık' uğruna ticari çıkarlarını zedelemeyi, iktidarlarla arasını bozmayı kimse göze alamıyor. Bunu yalnızca günümüz iktidarı için değil, gelmiş geçmiş tüm siyasi iktidarlar için söylersek yanılmış olmayız.
***
Şu bir gerçek ki, yasama, yürütme ve yargı erklerinden sonra dördüncü kuvvet olarak nitelendirilebilecek medyanın bağımsız olması, demokrasi adına olmazsa olmazdır.
Sözün özü medya, gücünü endüstriyel ilişkilerden değil, okurlarından / izleyicilerden aldığı sürece 'bağımsız' bir yayın politikası izleyebilir. Aksi halde dönemin siyasi ve ekonomik koşulları, medyaya da kendine göre bir yol çizer.
Türkiye'de bu sorun geçmişten günümüze hep tartışılageldi. Bundan sonra da tartışılacağa benziyor anlaşılan.