Hayvancılık ise –diğer gelir gruplarına göre-önemli bir gelir kaynağı oluşturmamaktadır. Gelir seviyesi açısından esnaf ve tüccarlar ilk, çiftçiler ise ikinci sırayı alır.
Devlet, konar-göçer aşiretlerin ziraata alışmaları için azamî gayret sarf ederek, ziraata zarar verenlerin üzerine asker sevk edileceği bildirilmiştir. Bu yöntemle hem aşiretlerin eski yerlere geri dönmesi önlenmeye çalışılmış hem de ziraî üretimin artırılması düşünülmüştü .
Konar –göçerlerden alınan verginin kat kat fazlası yerleşik hale gelmiş, tarla tarımı yapan çiftliklerde üretim yapan reayadan alınırdı.
Çiftlik; çift sürülen ve ziraat yapılan yer manasına, belli büyüklükteki toprak parçalarına veya türlü yakınlık arz eden ziraî işletme şekillerine verilen bir isim olup içerdiği toprakların hukukî durumuna, büyüklüğüne ve ziraî işletmenin şekil ve önemine göre, Osmanlı İmparatorluğunda arazi hukuk ve teşkilâtı ile maliye işlerinde kullanılan bir terimdir.
Aile emeğine dayalı köylü çiftliği en uygun büyüklüğüne yaklaştıkça, çiftliği daha da genişletme dürtüsünün yok olması demektir. Bu yapılanmadan ötürü geleneksel köylü toplumu, çoğunlukla iki öküz ve en uygun bir miktar çiftlik arazisine sahip hane halklarından oluşuyordu. Bu en uygun miktar, toprağın verimliliğine göre 64.000 ile 138.000 metrekare olarak saptanıyordu. Birbirinden bağımsız tarlalardan oluşan bu birimin bütününe raiyyet çiftliği deniyordu. Başlangıçta bir çift öküz anlamına gelen çift sözcüğü, zamanla bir çift öküzün işleyebileceği toprak anlamını kazanmıştı. Raiyyet çiftliği denildiğinde, esas olarak tahıl ekilen tarlalar anlaşılırdı .
Osmanlı tarımsal faaliyetlerine zemin hazırlayan çift-hane sisteminin mali temeli, çift resmine dayanmakta idi. Çift resmi, üründen alınan bir vergi değil, kullanılan toprağın miktarına göre nakit olarak toplanan ve bir anlamda da basit bir toprak kirasıydı. Çift resmi aynı zamanda raiyyetin devlete karşı yapmakla yükümlü olduğu hizmetlerin paraya çevrilmiş hali idi.
Çift resmi etrafında örülen mali sistem, aslında Osmanlı kırsal toplumundaki katmanlaşmanın da anahtarıydı.
Tam çift sahibi köylü ailesi, bir altın eş değeri ya da 22 gümüş akçe, yarım çiftten az olması halinde, vergi oranı emekçinin medeni haline, yani temsil ettiği emek potansiyeline bakılarak saptanırdı.
Babalarına hizmet etmeyen ve geçimlerini kendi başlarına sağlayan bekâr erkekler (mücerredler) yetişkin bir erkeğin çalışmasının karşılığı sayılan 6 akçe’lik kara resmini öderlerdi .
Diğer taraftan reayanın elindeki toprak miktarı ile onun medeni durumu da onun hukuki statüsünü belirlemekte idi.