CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun TBMM'deki bütçe görüşmelerinde AK Partili vekillere hitaben, “Cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağımı size kim söyledi?” ifadesini kullanması, siyasi arenada yankı buldu.

Önceki gün düzenlediği basın toplantısıyla gündemi değerlendiren CHP İl Başkanı Ali Çankır'a, Kılıçdaroğlu'nun bu çıkışını sordum. Çankır, bu konuda net konuştu. SSK Genel Müdürlüğü yapan Kılıçdaroğlu'nun 30 yıllık devlet tecrübesiyle Cumhurbaşkanı olmayı hak edecek tüm unsurlara sahip olduğunu vurguladı ve “Sayın Genel Başkanımız adaylıkla ilgili bir karar verirse Türkiye'yi yönetecek lider olacaktır” dedi.

***

İçinde bulunduğumuz sistemde, cumhurbaşkanı olmak için seçmenin yüzde 50 +1'nin oyunu almak gerektiği hepimizin malumu.

CHP'nin cumhurbaşkanı seçimlerinde izlediği yol haritasını anımsayacak olursak, 2014'te MHP'yle birlikte çıkarılan 'çatı adayı' Ekmeleddin İhsanoğlu, yüzde 38 oy alabilmiş, o dönemde Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan, yüzde 50'nin üzerinde oy alarak Cumhurbaşkanı seçilmişti.

Ekmeleddin İhsanoğlu gibi CHP seçmeninin omurgasını oluşturan sosyal demokrat düşünceye oldukça uzak bir kimsenin aday olarak tercih edilmesi, başta CHP tabanı olmak üzere geniş kesimlerce eleştirilmişti, halen daha eleştirmeye devam ediliyor diyebiliriz.

2018'deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise CHP'nin aday tercihi Muharrem İnce olmuştu. CHP tabanı başta olmak üzere toplumda büyük bir rüzgâr estiren İnce, seçim sonucunda partisinden tam 8 puan fazla oy alarak – yüzde 30'luk oyla – CHP'nin yıllardan beri hedeflediği ancak bir türlü gerçekleştiremediği rekoru kırmıştı. Ancak İnce, yüzde 51 oy alan Erdoğan karşısında, Cumhurbaşkanı seçilecek miktarda oyu alamamıştı.

***

Bu iki seçime baktığımızda Kılıçdaroğlu'nun kendi adaylığı yerine başka isimlerin aday olmasını sağladığını görebiliriz. Siyasal strateji adına bunun üzerine çok farklı yorumlar yapılabilir.

Durum böyle olunca, iktidar kanadı da “Kılıçdaroğlu neden aday olmuyor?” söylemini bir siyasal propaganda aracı olarak kullanmakta, bunun üzerinden CHP'yi köşeye sıkıştırmaya çalışmaktadır.

Kılıçdaroğlu'nun AK Partililere, “Aday olup olmayacağımı kim söyledi?” çıkışında bulunması, o anın verdiği heyecanla mı gerçekleşti yoksa bir gelecek planının dışavurumu muydu? Bunu zaman gösterecek.

Ama yadsınamaz bir gerçeklik var ki, o da ittifaklarla seçime girilen bu sistem içerisinde herhangi bir siyasi partinin cumhurbaşkanı adayının o partinin seçmen kitlesi dışındaki kitleden de oy alabilme potansiyelidir.

***

Hatırlayınız, Kılıçdaroğlu 2010'da CHP Genel Başkanı seçildiğinde medya, CHP'nin oyunun yüzde 30'ları aştığını söylüyordu. Ancak CHP 2011 genel seçiminde ancak yüzde 25 küsur oy alabildi. 2007'ye göre oy oranı yüzde 5 artmış ancak seçmen sayısının da arttığını göz ardı etmemeliyiz.

7 Haziran 2015 seçimlerinde koalisyon veya azınlık hükümetiyle iktidar ortağı olma şansını yakalayan CHP, 1 Kasım'da AK Parti'nin yeniden tek başına iktidara gelmesiyle bu şansı yitirmişti.

2018 genel seçimlerinin ise CHP seçmeni açısından düş kırıklığıyla sonuçlandığını unutmayalım.

***

Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP'nin 10 yıllık süreçte, İstanbul, Ankara başta olmak üzere pek çok belediyenin AK Parti'den alındığı 2019 yerel seçimleri dışında 'kemikleşmiş' oyunu koruduğunu görüyoruz. Yıllardan beri iktidar özlemi çeken CHP seçmeninin 'kemikleşmiş' oydan daha ötesini, iktidarı istediği de apaçık bir gerçek.

Sözün özü şu ki, Millet İttifakı'nın bir sonraki seçimde göstereceği cumhurbaşkanı adayı, ittifakı oluşturan partilerin dışında kalan yelpazeden de oy alma yetisine ve toplumsal ikna yeteneğine sahip olmalı. Şayet bu olmazsa, başarı sağlama şansının az olduğu aşikâr. 10 yıldan bu yana CHP Genel Başkanlığı makamındaki Sayın Kılıçdaroğlu da bunu hesap ediyordur sanırım.

Bakalım süreç neyi gösterecek…