Aydın’da muhabir arkadaşım, meslektaşım İrem Delice tutuklandı.
Aydın Denge gazetesinin sosyal medya hesabından yapılan ve soruşturmaya konu olan paylaşım nedeniyle başlatılan süreçte İrem; yayıncı Emin Aydın, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Yeşim Ülker ve haberin imza sahibi muhabir İslam Keleş ile birlikte gözaltına alındı.
Mahkeme, Emin Aydın, Yeşim Ülker ve İslam Keleş’i denetimli adli kontrol şartıyla serbest bıraktı. İrem de adli kontrolle serbest bırakıldı.
Ancak savcılığın itirazı üzerine yeniden gözaltına alındı ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Çalıştığı kurumun bu olayda ne kadar sorumluluk aldığı elbette ayrı bir tartışma konusu. Yayın politikası eleştirilebilir, haberin yapılış biçimi tartışılabilir.
Ama bütün bunlardan bağımsız bir gerçek var:
İrem Delice şu an cezaevinde.
Ben İrem’i sadece tutuklanan bir gazeteci olarak görmüyorum.
İrem benim arkadaşım. Belki de o yüzden bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum.
Birlikte aynı mesleğin içinde olduğumuz, aynı sokaklarda haber peşinde koştuğumuz, aynı heyecanları yaşadığımız bir arkadaşım.
İşini gerçekten seven bir gazeteci.
Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, geleceğe dair hayalleri olan, mesleğinde kendine bir yol açmaya çalışan genç bir kadın.
Onu tanıyan biri olarak biliyorum; gazetecilik onun için sadece yaptığı bir iş değildi.
Sevdiği, emek verdiği, geleceğini kurmaya çalıştığı bir meslekti.
Şimdi ise o mesleği yaptığı için cezaevinde.
Bir arkadaşımın özgürlüğünden mahrum bırakılmasını bilmek, bunu uzaktan izlemek kolay değil.
İnsan ister istemez “Keşke bir şey yapabilsem” diye düşünüyor.
Ben de en azından bu yazımla sesimi duyurmak istedim.
İrem’in yanında olduğumu söyleyebiliyorum.
Ama insan bir de meslek örgütüne bakıyor.
Ve soruyorum:
Peki Aydın Gazeteciler Cemiyeti nerede?
Cemiyet Başkanı ve yönetimi neden sessiz?
Kimse sizden mahkemenin kararını yok saymanızı, eleştirmenizi istemiyor.
Kimse soruşturmanın tarafı olmanızı da beklemiyor.
Ama bir gazeteci, üstelik aynı şehirde birlikte gazetecilik yaptığınız bir meslektaşınız tutuklandığında, bir açıklama yapmak çok mu zor?
İrem bildiğim kadarıyla cemiyet üyesi değil. Sizin cemiyet üyelerine verdiğiniz kimlik kartı sahibi hiç değil. Çünkü o profesyonel bir gazeteci. İletişim mezunu ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan verilen basın kartı sahibi.
Ben de üyeniz değilim. Ama AGC olarak, iletişim mezunları olarak cemiyetinize neden üye olmadığımızı oturun bir düşünün.
Sessizliğinizin sebebi acaba bu olabilir mi gerçekten bilmiyorum.
Bugün İrem’in başına geleni görmezden gelirseniz, yarın başka bir gazetecinin başına geldiğinde ne diyeceksiniz?
Bir açıklama yapmak, süreci takip ettiğinizi söylemek bu kadar mı zor?
Siz sustukça, bir gazetecinin tutuklanmasını normalleştirme tehlikesini görmüyor musunuz?
Bugün cezaevinde olan İrem benim arkadaşım.
Yarın başka bir gazeteci olabilir.
Belki de bir gün aynı kapının önünde başka bir gazetecinin özgürlüğü için bekleyeceğiz.
O yüzden soruyorum:
Şimdi değilse ne zaman?
Meslek örgütü olarak bir gazeteci tutuklandığında değilse ne zaman konuşacaksınız?
Bir meslektaşınız cezaevindeyken değilse ne zaman dayanışma göstereceksiniz?
Ben bugün İrem için ses çıkarıyorum. Arkadaşı olduğum için.
Bir gazeteci olduğum için.
Ama en önemlisi meslektaşı olduğum için.
Ve iyi ki cemiyet üyesi değilim.
Çünkü arkadaşım cezaevindeyken sessiz kalan bir meslek örgütünün üyesi olmak istemezdim.
İrem bugün cezaevinde olabilir.
Ama yalnız değil.
Onu tanıyan, seven ve cemiyetinizin üyesi sayısız arkadaşı var.
Bu sessizlik de unutulmayacak.