Son zamanlarda etrafımda en çok dikkatimi çeken şeylerden biri insanların birbirine eskisi kadar güvenmemesi.
Bunu büyük laflar ederek söylemiyorum. Günlük hayatın içinde görüyorum. Birine para verirken iki kere düşünüyoruz. Bir iş yaptırırken, “Acaba beni kandırır mı?” diye düşünüyoruz. İnternetten alışveriş yaparken satıcının gerçek olup olmadığını araştırıyoruz.
Hatta bazen mesele yabancı da değil. Tanıdığımız bir insan için bile “Bunda bir iş var mı?” diye düşünmeye başladık. Bence asıl sorun burada. Bir toplumda insanlar birbirini tanımadığı için değil, birbirine güvenmediği için mesafe koymaya başlıyorsa ortada ciddi bir problem var demektir. Bunun böyle gelişmesinin de birçok sebebi var. Dolandırıcılık haberleri her gün karşımıza çıkıyor. İnsanların parasını, emeğini, hatta yıllarca biriktirdiği birikimini kaybettiği olayları okuyoruz. Sosyal medyada herkes farklı bir hayat yaşıyor. Kimin ne söylediğinin, ne kadarının doğru olduğunun anlaşılması çok zor. Bir de ekonomik sıkıntılar var.
Geçim zorlaştıkça insanların birbirine karşı tahammülü de azalıyor. Herkes kendi derdine düşüyor. İnsanlar daha fazla kazanmak, daha az kaybetmek için çabalıyor. Bu mücadele içinde boğuşurken bazen karşımızdaki insanı bir insan olarak değil, aşılması gereken bir engel gibi görmeye başlıyoruz.
Esnaflar müşteriye güvenmiyor, müşteri esnafa. Ev sahibi kiracıdan çekiniyor, kiracı ev sahibinden. Borç veren parasını geri alamamaktan korkuyor. Borç alan ise karşısındaki insanın kendisini zor durumda bırakmasından. Böyle bir ortamda herkes kendisini korumaya çalışıyor. Ama sürekli kendimizi korumaya çalışırken birbirimizden de uzaklaşıyoruz.
Toplumsal sorunların başında gelen başka bir sorun daha var. Artık insanların söylediği sözün bir ağırlığı kalmadığını düşünüyoruz. Eskiden söz verdim demek birçok insan için yeterliydi. Hatırlarsınız, dedelerimiz, büyüklerimiz tarlalarını, mallarını hep söz vererek bölmüş. Eskilerde ‘söz’ şimdi kağıtlarda yapılan sözleşmelerden daha keskin ve ciddiymiş. Şimdi ise sözün arkasından mesaj, sözleşme, imza, belge, dekont istiyoruz. İstemek zorunda kalıyoruz.
Tabi ki günümüz şartlarında bunların hepsi gerekli olabilir. Kimse hakkını korumasın demiyorum. Ama düşününce insanı rahatsız eden bir tarafı var bu olayların. Çünkü bütün ilişkilerimizi belgeye bağlamak zorunda kalıyorsak, ortada zaten ciddi bir güven sorunu vardır.
Bu durumun asıl sorumlusu kim?
Bence tek bir kişi ya da bir kesim değil. Birbirimize karşı davranışlarımızın tamamı bu tabloyu oluşturuyor. Yalan söylediğimizde, verdiğimiz sözü tutmadığımızda, birinin iyi niyetini kullandığımızda, sırf daha fazla para kazanmak için karşımızdakini mağdur ettiğimizde bu güvensizliğin büyümesine gayet katkı sağlıyoruz.
Sonra da kimseye güvenilmiyor diyoruz. Aslında güven bir anda kaybolmuyor. Küçük küçük kayboluyor.
Bir insan kandırılıyor. Bir başkası borç veriyor, parasını alamıyor. Bir başkası iş yerinde emeğinin karşılığını alamıyor. Bir diğeri yıllarca güvendiği insan tarafından yarı yolda bırakılıyor. Bunların her biri bir kişinin daha temkinli olmasına neden oluyor. Sonra bu temkinlilik toplumun tamamına yayılıyor. Ben açıkçası en çok çocuklar açısından düşünüyorum bunu. Çocuklara sürekli, dışardaki her insanın tehlike içerdiğini aşılıyoruz. Tanımadığın insanlarla konuşma, dikkatli ol, kimseye güvenme diyoruz. Neden? Çünkü çocukları bir şeker bir oyuncak veya annenin yanına gideceğiz diyerek çok kaçıranları duyduk, onlara kötü davranıp bırakanları, işkence yapanları veya öldürenleri… Böyle bir toplumda tabi ki çocukları korumamız gerekiyor. Ama bir yandan da onlara güvenebilecekleri bir toplum bırakmamız gerekiyor.
Çünkü sürekli dikkat et, kandırılabilirsin diyerek büyüyen bir neslin insan ilişkileri nasıl olabilir ki?
Bence artık sadece ekonomiyi, siyaseti, zamları ve hayat pahalılığını konuşmak yetmiyor. Toplum olarak birbirimize ne kadar güvendiğimizi de konuşmamız gerekiyor. Çünkü para kaybedildiğinde yeniden kazanılabilir. Bir eşya kaybedildiğinde yenisi alınabilir. Ama insanlar birbirine güvenmeyi bıraktığında, kaybedilen şeyi yerine koymak çok daha zor.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken en basit soru şudur. Biz ne zaman birbirimizden bu kadar şüphe eder hale geldik? Ve daha önemlisi, bu güveni yeniden nasıl kazanacağız?