Çevrenize dönüp bir bakın. Bugün 20 yaşında olan yeni nesil gençler ve onların peşi sıra doğan gençler, kabul edelim ki çok zekiler. Bunu böyle adlandırmamın sebebi de şu ki, 1985'lerden önce dünyaya gelenler ilkokulda alfabeyi söküp okur yazar olana dek sanki atomu parçalarcasına zor ve ağır dersler görürlerdi. Aylarca defterlere yatay, dikey çizgiler çizerlermiş. Abaküs denilen sayı sayma aracını kullanır, boncuklarını tek tek sayarlarmış. Az çok bize de yansımıştır o dönemler. Birinci sınıfın ikinci eğitim döneminin sonuna gelindiğinde dahi okuma yazmayı sökmemiş birçok öğrenci olurmuş. Öğretmenler, aileler, okuyup yazabilmeleri, deyim yerindeyse büyük adam olabilmeleri için dil döker, yeri geldiğinde dayak bile atarlarmış.
2000'li yıllardan sonra yeni bir nesil oluştu. O dönemde doğan çocuklar adeta zekâ küpü, adeta birer büyümüş de küçülmüş kişiler olarak karşımıza çıkıverdi. Şimdilerde durum daha da hız kazandı. Okula gitmeden önce yazı yazmayı, sayı saymayı, hatta yabancı dillerden cümleler kurmayı bilen çocuklar her yerde görülüyor. Tuhaf olan bizler miyiz, yoksa onlar mı? Hâlâ anlamaya çalıştığımız ama cevabını bulamadığımız sorular…
Dünyada ve ülkemizde bu yeni neslin örnekleri çok var. Eğitim hayatı örneği güzel ama eğitim sadece okullarda verilen bilgilerle yeterli değil tabii ki. Aileden alınan eğitimin kökeninde gelenek, görenek, hâl ve gidişat gibi kavramlar var. Eskiden aileler genellikle aynı avlu içindeki evlerde, aynı apartmanlarda, sokaklarda yakın oturur, çocukların eğitimi ise dedeler ve nineler tarafından evde başlar, okullarda devam edermiş. Zamanla ise artık o kalabalık ailelerin yerini çekirdek aile diye adlandırılan anne, baba ve çocuklardan oluşan küçük aileler aldı. Bu ailelerde ise genellikle anne ve babalar çalışıyor. Günümüz koşullarında kendi oluşturdukları hayat standartlarında yaşıyorlar. Ekonomik evre bunu gerektiriyorken çoğu anne baba çocuklarına vakit bile ayıramıyor.
Hâl böyle olunca az önce dediğim dede ve nine ile başlayan gelenekler, görenekler, terbiye kuralları yeterince çocuklara öğretilemiyor. Tabii herkes için geçerli değil bu durum. Bazı yeni nesil gençler de var; onlar ülkemizin örf ve âdetlerini gelecek nesillere aktarabilecek olgunluktalar. Ancak büyük bir kesim de var ki ar, edep, haya, görgü, saygı gibi olgulardan uzak ve dejenere olmuş durumdalar. Özentili, marka sevdalısı, egolu, kibirli, saygı ve sevgi yoksunu olanlar... İşte bunları görünce kendi adıma üzülüyorum. Ağaç yaşken eğilir sözü ne kadar da bu tip kişilere uyumlu bir söz, değil mi? Bunları yazmamın sebebi, her geçen gün daha da yozlaşmış bir neslin çoğalması ve ülkemize özgü değerlerin tamamen ortadan yok olup gideceğini görüyor olmak.
Saydığım konularda da asıl görev anne ve babalara düşüyor. Sizler nasıl yetiştiniz? Bir düşünün, öyle karar verin. Teknoloji çağının adeta zirvesini aştık. Artık saatlik, günlük, haftalık hızlı değişimler yaşıyoruz. 25 yıl öncesinde ülkemizde cep telefonu bile yoktu. Televizyon, otomobil, beyaz eşya, mobilya ve pek çok şey lüksmüş. Erişim kısıtlıymış, varlıklı ailelerin ulaşabildiği şeylermiş. Şimdi herkes hemen hemen her şeye, markasına ve cebindeki paraya göre, elde etmenin kolaylığını yaşıyor.
Anne babalar, maddi olanakları dâhilinde çocuklarıyla yeterince zaman geçirememenin eksikliğini teknolojik nimetleri kullanarak telafi etmeye çalışıyor.
Her şeyi kolay elde etmenin verdiği rahatlık ve şımarıklıkla isteklerin sonu gelmiyor. Çocuklar hep istiyor, elde ediyor, çabuk sıkılıyor ve çabuk tüketiyorlar. Evet, anne ve baba olmak sadece bitmeyen isteklere cevap vermek değil. Aileden alınacak eğitim burada başlamalı. Ebeveynler çocuklarına var-yok ikilemini zihinlerine işlemeli.
Bizler de çocuktuk. 95'lerde dahi ailemizden öyle sıklıkla ayakkabılar istemek, her yıl okul çantası yenilemek, o zaman önlük giyilirdi ve onu sıklıkla yenilemek, oyuncak filosu kurmak ve benzeri şeyleri istemek mümkün değildi. Ama bizler evimizde aldığımız terbiye ve eğitimi mahalle komşularımıza göstermeyi bile görev bilirdik. Bir komşu amca ya da teyze bizden bir şey mi istedi, ikiletmeden koşar, yapardık. Yaşlılara ayrı sevgi, saygı ve hürmet duyardık.
Kısacası, sizler varsa dedeleriniz, nineleriniz, varsa başka büyükleriniz, onlarla zaman geçirmek için zaman ve fırsat kollayın. Değerlerimizin, örf ve geleneklerimizin kaybolup yok olup gitmesine izin vermeyin.