Birkaç gün önce üniversite tercih sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte ortaya çıkan tablo, aslında yalnızca gençlerin hangi bölümleri seçtiğini değil, Türkiye’nin gelecekte nasıl bir iş gücüne ihtiyaç duyacağını da göstermiş oldu.
Sonuçlara baktığımızda bu yıl özellikle yapay zekâ ve yapay zekâ ile bağlantılı bölümlere gösterilen ilgi dikkat çekiyor. Daha da önemli olan ise, YÖK’ün açıkladığı 2026-YKS yerleştirme sonuçlarında yapay zekâ tabanlı lisans ve ön lisans programlarının tamamının dolması, bunun geçici bir merak olmadığını düşündürüyor bizlere.
Yapay Zekâ Mühendisliği, Yapay Zekâ ve Makine Öğrenmesi, Yapay Zekâ ve Veri Mühendisliği, Robotik ve Yapay Zekâ, Yapay Zekâ Destekli Kodlama ve Yapay Zekâ Operatörlüğü gibi programlarda neredeyse boş kontenjan kalmadı.
Burada bizi düşündüren asıl konu öğrenciler doğru bir geleceğe mi hazırlanıyor, yoksa herkes aynı gelecek hayalinin peşinden mi gidiyor?
Çünkü yapay zekâ konusunda dünyada da ciddi bir dönüşüm var. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2025 Geleceğin Meslekleri Raporu'nun verilerine göre 2030’a kadar yapay zekâ ve büyük veri, en hızlı büyümesi beklenen becerilerin başında geliyor. Yapay zekâ ve makine öğrenmesi uzmanları, büyük veri uzmanları ve yazılım geliştiriciler de büyümesi beklenen meslekler arasında yer alıyor.
Yani aslında üniversite öğrencilerinin bu alanlara yönelmesinde şaşılacak bir taraf yok. Dünya sürekli değişiyor, gelişiyor ve gençler de bunu görüyor.
Ama burada önemli bir ayrıntı var. Yapay zekâ okumak, otomatik olarak geleceğin mesleğini garanti altına almak anlamına gelmiyor.
Bugün üniversitelerde yapay zekâ bölümlerinin kontenjanlarının dolması sevindirici gibi görünebiliyor Türkiye’nin dijital dönüşüm için yetişmiş insan gücüne ihtiyacı olduğu da apaçık ortada. Fakat YÖK de son yıllarda yapay zekâ, bilişim, sağlık ve tarımda dijitalleşme gibi alanlarda yeni programlar açarak yükseköğretimi istihdam ihtiyaçlarıyla daha fazla ilişkilendirmeye çalışıyor. YÖK, bundan 2 sene öncesinde yani 2024 yılında 20 üniversitede başlatılan 17 yapay zekâ temelli programın ardından bu programların sayısını 80’in üzerine çıkarmayı hedeflediğini açıklamıştı.
Ancak teknoloji çok hızlı ilerliyor. Bugün dört yıl süren bir üniversite eğitimine başlayan bir genç, mezun olduğunda bugünkü yapay zekâ dünyasının çok daha farklı bir noktasında olabilecek.
Tam da bu noktada bazı şeyler değişebilir gibi görünüyor. Çünkü biz bugünün öngörülerine göre konuşurken, geleceğin meslekleri belki yalnızca “Yapay Zekâ Mühendisi” veya “Veri Bilimcisi” gibi bugünden bildiğimiz unvanlardan oluşmayacak. Bundan birkaç sene sonra belki de yapay zekâ ile sağlık sektörünü birleştiren uzmanlar, tarımda yapay zekâ kullanan mühendisler, yapay zekâ sistemlerinin güvenliğini denetleyen uzmanlar, algoritmaların etik ve hukuki boyutlarını inceleyen kişiler, yapay zekâ destekli üretim sistemlerini yöneten teknikerler ve şirketlerin yapay zekâ dönüşümünü yöneten uzmanlar daha fazla karşımıza çıkabilir.
Hatta önümüzdeki yıllarda bugün adını bile duymadığımız mesleklerin ortaya çıkması şaşırtıcı olmaz bu durumlarda.
Ama madalyonun diğer yüzünü de görmezden gelmemek gerek. Yapay zekâ yeni iş alanları oluştururken bazı mevcut işlerin çalışma biçimini değiştirecek, bazı görevleri ise ortadan kaldırabilecek. Dünya Ekonomik Forumu, 2030’a kadar işlerin önemli bir bölümünde beceri değişimi bekliyor ve yapay zekânın bazı mesleklerde talebi artırırken bazı mesleklerde düşüşe neden olabileceğini belirtiyor. Özellikle rutin ve tekrarlanabilir görevler bundan daha fazla etkilenebilir.
Buradan da insanların işi bitecek sonucu çıkarmak bana göre fazla kolaycı.
OECD’nin (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) çalışmalarında da yapay zekânın yalnızca iş sayısını değil, insanların yaptığı görevleri ve ihtiyaç duyduğu becerileri değiştireceği vurgulanıyor. Yapay zekanın çokça kullanıldığı bu evrede karşımıza çıkan en büyük soru, “Acaba benim mesleğimi de elimden alırmı”ydı. Aslında gelecekteki asıl mesele “Yapay zekâ benim işimi elimden alacak mı?” sorusundan çok, “Ben yapay zekâyla birlikte çalışmayı öğrenebilecek miyim?” sorusu olacak gibi duruyor.
Belki de üniversite tercihlerinde en önemli nokta tam olarak budur.
Yapay zekâ bölümünü seçen bir öğrencinin yalnızca kod yazmayı değil; matematik, istatistik, analitik düşünme, problem çözme, iletişim ve yaratıcılık gibi becerileri de geliştirmesi gerekiyor. Çünkü Dünya Ekonomik Forumu'nun araştırmasına göre teknolojik becerilerin yanında yaratıcı düşünme, dayanıklılık, esneklik, analitik düşünme ve iş birliği gibi insan becerileri de gelecekte önemini koruyacak.
Benim bu tabloya bakınca gördüğüm şey şu, yapay zekâ bazı mesleklerin düşmanı olmaktan çok, mesleklerin çalışma şeklini değiştiren yeni bir araç olacak.
Bugün nasıl bilgisayar bilmeyen bir çalışanın iş hayatında zorlanması mümkünse, gelecekte yapay zekâ araçlarını kullanmayı bilmeyen bir çalışanın da benzer bir dezavantaj yaşaması mümkün olacak.
Dolayısıyla bu yıl öğrencilerin yapay zekâ bölümlerine gösterdiği ilgi önemli. Fakat üniversitelerin de gençlere yalnızca bugünün teknolojisini öğretmek yerine, teknolojinin yarın değişebileceği gerçeğini öğretmesi gerekiyor.
Çünkü dört yıl sonra yapay zekâ yine hayatımızda olacak. Fakat bugünkü yapay zekânın aynısı olmayacak.
Belki de geleceğin en değerli çalışanı, yapay zekânın yaptığı işi en iyi yapan kişi değil; yapay zekânın neyi iyi yaptığını, neyi yanlış yapabileceğini bilen ve onu doğru yerde kullanabilen kişi olacak.
Bu nedenle gençlere “Geleceğin mesleğini seçin” demektense, “Değişen dünyaya ayak uydurabilecek bir meslek ve beceri seti edinin” demek daha doğru ve daha mantıklı geliyor.
Çünkü gelecekte meslekler değişebilir. Bölümlerin isimleri değişebilir. Hatta bugün çok popüler olan bazı teknolojiler birkaç yıl sonra sıradan birer araç haline gelebilir.
Ama öğrenmeyi bilen insanın geleceği her zaman diğerlerinden biraz daha sağlam olacak...
Kaynaklar:
World Economic Forum, The Future of Jobs Report 2025
OECD – Artificial intelligence and the changing demand for skills in the labour market