Muharrem ayını geride bırakırken, Hicrî takvimin ikinci ayı olan Safer ayına girdik. Bugün Safer Ayının 3. Günü. Daha ilk günlerden itibaren sosyal medyada ve sohbet meclislerinde aynı cümleler dolaşmaya başladı. Kimisi "Safer ayı uğursuzdur" diyor, kimisi "Böyle bir şey yok" diyerek kendine farklı bir yol çiziyor.

Aslında buradaki iki uç yaklaşım da bizi doğru sonuca götürmüyor.

Dinimizi öğrenirken en sağlam dayanağımız Kur'an-ı Kerim ve Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) sahih sünnetleridir. Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim'de geçen meşhur hadiste Peygamber Efendimiz şöyle buyurur; “Lâ advâ, ve lâ tiyerete, ve lâ hâmmete, ve lâ safer.”

Hadis âlimleri bu hadisi açıklarken, cahiliye döneminde Safer ayına uğursuzluk yüklenmesi anlayışının reddedildiğini ifade etmişler.
Kaynak: Sahih-i Buhârî, Kitâbü't-Tıb, 19; Sahih-i Müslim, Kitâbü's-Selâm, 102.

Demek ki bir ayın kendi başına uğursuzluk getirdiğine inanmak, İslam'ın öğrettiği tevekkül anlayışıyla bağdaşmıyor.

Fakat burada başka bir hata daha yapıyoruz. Son yıllarda sahih hadis kitaplarında açıkça yer almayan her uygulamaya ‘hurafe’ diyerek de yanlış yapıyoruz. Çünkü İslam'ın on dört asırlık ilmî mirası yalnızca hadis metinlerinden ibaret değildir.

Önceden insanlar kulaktan kulağa duyduklarıyla hareket ediyordu. Bugün ise sosyal medyada gördüğü her paylaşımı doğru sananlar var. Din, bir dakikalık videolarla ya da isimsiz paylaşımlarla öğrenilecek kadar basit değil. Bu konuda ömrünü ilme adamış büyük âlimlerin eserleri ve asırlardır süregelen bir ilim geleneği var.

Bu yüzden bir uygulamayı değerlendirirken, önce onun kaynağını bilmemiz gerekiyor. Sahih hadisle sabit olan bir hüküm başka şeydir, bazı âlimlerin fazilet ve nafile ibadet kapsamında tavsiye ettiği uygulamalar ise başka bir şeydir. Bunları birbirine karıştırmak da, birbirine düşman gibi göstermek de doğru değildir.

Safer ayı vesilesiyle halk arasında anlatılan bazı uygulamalar da bu çerçevede değerlendirilmeli. Bazı ehli sünnet âlimleri, bu ayda kişinin daha çok istiğfar etmesini, salavat getirmesini, Kur'an tilavetini artırmasını, sadaka vermesini ve özellikle ayın son çarşamba gününü ibadetle değerlendirmesini tavsiye etmişlerdir. Müminler de asırlardır bu tavsiyeleri Allah'a daha fazla yönelmenin bir vesilesi olarak görmüşler.

Sonuç olarak dua etmek, sadaka vermek, Kur'an okumak, nafile namaz kılmak ve istiğfar etmek zaten bir müminin hayatından eksik olmaması gereken ibadetlerdir. Böyle ameller için "Bugün yapmayayım" demek yerine, fırsat bildikçe çoğaltmak her zaman bizim açımızdan kazançtır.

-Resûlullah Efendimizin (s.a.v.)öğrettiği ve her zaman okunabilecek dualardan biri şudur;
"Allahümme innî es'elüke'l-afve vel-âfiyete fi'd-dünyâ vel-âhireh."
"Allah'ım! Senden dünya ve ahirette af ve afiyet isterim."
Kaynak: Tirmizî, Deavât, 84; Ebû Dâvûd, Edeb, 101.

Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey, birbirimizi yanıltmak değil, doğru bilgiyi doğru yerden öğrenmektir. Din, sosyal medyada gördüğümüz birkaç cümleden ibaret değildir. Asırların birikimiyle oluşmuş büyük bir ilim geleneği vardır. O geleneği de, Kur'an ve sünneti de hakkıyla anlamaya çalışmak hepimizin sorumluluğudur.

Safer ayı bize korkuyu değil tevekkülü, tartışmayı değil ilmi, hurafeyi değil sağlam bilgiyi hatırlatsın. Rabbim bu mübarek ayı hepimiz için hayırlara vesile eylesin.

Sağlıkla kalın.