Bu yazı dizimizde “aracı” adı verilen, varlıklarını günümüzde de sürdüren, kendi tatlı kârları dışında hemen hemen hiçbir ahlaki ve ticari kutsal değer taşımayan sözde bazı ticaret erbabının ticaret biçimlerini ve üreticiye yaklaşımlarını ele alacağız.
Konumuz Osmanlı Dönemlerinde çoğunlukla 19. Yüzyılın tamamı ve 20. Yüzyıl başlarında ilk yirmi yıl sürecini kapsamaktadır. Konumuzun ögeleri kuru incir, üreticileri, sömürenleri ve ticareti …
Osmanlı dönemi sonrasında ise Türkiye Cumhuriyeti dönemi ve bugünleri ele alarak aracıların Türk incir üreticisini adeta “nasıl ve hangi taktiklerle soyduklarını ele alacağız.
Öncelikle incir üzerinden sürdürülen sömürü düzeni ne yazık ki hiçbir zaman önlenememiş; geçimlik ve ticari zararı bu geniş coğrafya üzerinde incir üreten Aydın ve İzmir köylüsü çekmiştir. Şimdi bu coğrafyayı ve incirin bu coğrafyayla ilişkisini ve incir ticaret ve ihracatını inceleyelim:
Bütün bölgelerde, incir sezonu yani ihracat için toplanmaları ve paketlenmeleri iklim farklılıkları yıldan yıla değişse de 20 Ağustos’ta başlar. İncirler tam olarak olgunlaştığı zaman, incirler her ağacın etrafındaki kalın çimliğe kendiliğinden düşer.24 Saatte tüccar ihracatçının, ayırma işleminin hemen başlatıldığı hana taşınmış olurlar. İlk operasyon kadınlar tarafından hızlıca büyüklüklerine göre üç sınıfa ayrılırlar. Ayakçı adı verilen işçiler, incirleri küçük sepetlere doldurarak taşırlar. Bunlar da en alt kalitedeki incirlerin ayrımını yaparlar.
19. yüzyılın tamamı ve 20. yüzyılın ilk 23 yılı Ege Bölgesinde ve Aydın’da incir üreticisi ve köylüler açısından tam bir sömürge düzeninin hüküm sürdüğü dönem idi.
Bu yalnız incirde değil tüm tarım sahalarında böyleydi.
Sömürülen yalnız üretici ve köylüler değil işçiler de aynı düzen içinde emekleri sömürülen bir kesimdi.
İzmir’de işletmelerde Türk işçilerin emekleri sömürülerek, incir ihracata hazır hale getirilirken Aydın’da incir bahçelerinde tarlalarda durum hiç de farklı değildi.
İzmir –Aydın demiryolu inşası esnasında birçok yabancı demiryolu güzergâhında binlerce dönüm araziyi sahiplenmişlerdi.
İngiliz çiftliklerinin bazı kesimlerinde eski yöntemlere göre düzenlenen ortakçılık ve parasal kira uygulamaları sürerken diğer kesimlerde ücretli isçiler çalıştırılmaya başlandı. 1868 yılında mevsimlik isçi kıtlığının en yüksek düzeye çıkması sonucu birçok ürün gibi incirlerin bile ağaç üzerinde ve diplerinde çürümeye bırakıldığı bir zamanda İngilizler işçi sıkıntısı çekmediler. Yirminci yüzyılın ilk yıllarında İngilizlerin ödediği ücretlerin günde ortalama 3 Şilin gibi yüksek bir düzeyde olduğu görülüyordu. 1911 yılında tütün toplama ve ipe dizme isinde çalışacak isçilere ödedikleri ücret ise 6 Şilindi ve o zamana kadar Bölge’de hiçbir gündelikçi isçi bu kadar yüksek ücret almamıştı (113).
İngilizler olmak üzere emperyalist devletlerin ellerinde biriken tüccar sermayesi yardımıyla bölgenin pazar için üretim yapan bir nitelik kazandırılmasında ve ayrıca, bölge tarımının kapitalistleştirilmesinde önemli bir rol oynadı. Dolayısıyla, İngilizlerin toprak satın almaları 1866 yasasından sonra iyice hız kazandı. Diğer ülkelerin tüccarları da toprak satın almaya başlamıştı.
Yabancıların tarım topraklarını sahiplenmesi ile Aydın ve İzmir başta olmak üzere Ege bölgesinin önem99li tarım alanlarında yabancı hakimiyeti başlarken bunlara işbirlikçilik yapan aracılar sınıfı türemişti