Dünkü yazımızda 2026 yılındaki iklimde meydana gelen bazı olumlu değişimlerin kamuoyunu rahatlattığını belirtmiştik.Bugün ise bu rahatlığın yersiz ve gereksiz olduğu üzerinde duracağız.
Türkiye'de en fazla yağış alan yerlerin kıyı kuşağına giren alanlar olduğu görülür. Buna karşılık iç bölgelerde yağışlar belirgin bir şekilde azalmakta iken iç bölgelerde de normale yakın yağışlar görüldü
Diğer taraftan, önümüzdeki uzun dönemde iç bölgelerde kış mevsiminde yüksek basınç koşullarının egemen olması, yazında yüksek olan sıcaklığın yoğuşmayı zorlaştırması, yağışların bu alanda daha az etkili olmasına neden olacaktır..
Hakkari’den başlayarak Güneydoğu Anadolu Bölgesini içine alan geniş bir hat, Konya merkezli günydoğu-Kuzeybatı hattını birinci derecede kurak bölge olarak karşımıza çıkarırken,özellikle Denizli,Afyon,Kütahya,Uşak ikinci derecede bir kuraklık yaşayabilecektir. Buna ilave olarak Aydın,Muğla,İzmir ve Balıkesir’in iç kesimleri de üçüncü derecede kuraklığa maruz kalabilecektir.
Bu sonuçlar tarımı nasıl etkileyecektir?
Çok su gereksinimi duyan tarım ürünlerinin (sebze,meyve,narenciye yem bitkileri vs) ekim ve dikimlerinden vazgeçilecektir.
Mevcut meyve çeşitlerinin önemli bir bölümü artan sıcaklık ve düşen yağışlar sonucu kalite ve rekolte kayıpları yaşayacak; bu sürecin uzunluğu ile paralel olarak işbu çeşit alanları çok dar bölgelere sıkışacak veya yok olacaktır.
Sulama sularında tasarruf zorunlu hale gelecektir.Ancak planlamalar sağlıklı,bilimsel ve zamanında yapılamadığı için geç kalınmış olacaktır.
Mevcut bitkisel ürünlerin hemen her çeşidinde de rekor derecelerde kalite ve rekolte düşüşleri gerçekleşecektir.
Çiftçi ailesinin genç fertleri tarımdan daha fazla sayılarda uzaklaşacaklardır.
Toplumsal bir iç göç meydana gelecektir.
Bazı tarım ürünlerinde üretim kesintiye uğrama tehlikesi ile karşı karşıya kalınacaktır.
Bu sonuçlar gıda ithalatını artıracak, cari açık büyüyecek, ekonomik dar boğaz süreleri uzayacaktır.