Son günlerde Aydın’a yağan yağmurlarla birlikte Büyük Menderes taştı. Bazı bölgelerde tarım arazileri su altında kaldı, yollar kapandı, vatandaşlar zor anlar yaşadı.
Yağışın olduğu dönemlerde özellikle Menderes Nehri’nde suyun yayılabileceği alanlar az çok belli. Bu durum da aslında yeni değil. Geçmişte yaşanan taşkınlar, nelerin risk altında olduğunu zaten gösteriyor. Sorun sadece yağmur miktarlarıyla açıklanabilecek kadar basit değil. Nehir yatağında yapılan düzenlemeler, dere bağlantıları ve tarım alanlarının çevresel planlamaları gibi başlıklar bu tür taşkınlarda belirleyici oluyor. Böyle durumlarda yağış tek başına bir neden değil, çoğu zaman bir tetikleyicidir.
Taşkınlar olduktan sonra yapılan çalışmalar ve hasar tespitleri elbette önemli. Ancak asıl ihtiyaç bu tür dönemler gelmeden önce yapılan hazırlıklardır. Çünkü zarar oluştuktan sonra alınan önlemler daha çok sonucu yönetmeye yarıyor.
Beklenen şey aslında her yoğun yağışta tereddütsüz olabilmek ve riskleri en aza indirmek.
1 haftadır aralıklarla devam eden yağışlarda en çok yağmur oranı Kuşadası ve Güzelçamlı’ya düştü. Yağışların kısa süreli olup uzun vadede yağması taşkın risklerini artırıyor.
Bugün geldiğimiz durumdaki düşüncem; her sene yağmur yağmayacak, kuraklık gelecek, susuzluk çoğalacak… Bunların hepsi sadece Allah’ın elinde. ‘Dereler kurudu, nehirlerdeki sular çekildi’ derken olan yağmurlarla, uzunluğu 548 km olan bir nehrin taştı.
Büyük Menderes Nehri yaklaşık 548 km boyunca akarak Ege Denizi’ne ulaşıyor ve yıllık ortalama 90–110 m³/s civarında su taşıyor. Bu değerler, bölgedeki tarım ve sulama ihtiyacını karşılamada temel referans olsa da yağışlara ve kuraklığa göre yıl içinde önemli dalgalanmalar gösterebiliyor.
Yani imkansız diye bir şey yok…
Aslında bu olaylarda yapılaşma, asfalt, dikilen onlarca binalar. Toprak suyu çekemiyor çünkü ortada toprak kalmadı. Her yıl yağmurların böyle devam edeceğini düşünürsek, aslında yapılması gereken tek şey, suyu nasıl muhafaza edeceklerini yönetebilmek.
Büyük Menderes ne ilk kez yükseliyor ne de son kez yükselecek. Yağmur da bu toprakların bir gerçeği. Asıl mesele, bu gerçeklerle nasıl yaşadığımız. Sorunları her yağıştan sonra hatırlayıp sonra unutmak yerine, sakin zamanlarda konuşup kalıcı çözümler üretebilmek.
Aydın’ın ihtiyacı felaket anlarında açıklama değil, öncesinde planlama. Yoksa her yoğun yağmurdan sonra aynı cümleleri kurmaya, aynı endişeleri yaşamaya devam ederiz…