Sorumuz yaşadığımız iklim değişikliğinin sonu nereye varacak?
Bu soruyu en çok soran ve cevapları na ilişkin en çok tedirgin olan kesim Türk çiftçisi. Diğer kesimler endişe etmiyor mu? Türk çiftçisi kadar değil.
Hele bürokrasinin hiç umurunda değil. Umurlarında olsaydı 2003 yılından beri kuraklık ve sonuçları ile ilgili yazı ve sözlü uyarılar dikkete alınsaydı şimdiye kadar planlamalar tamamlanmış,uygulaması başlamış olurdu.Ancak Ankara bürokrasisi hala “master plan” hazırlanacak söylemi ile meşgul ve bu izafi kavrama sarılmış durumda
Elle tutulur bir şey hala ortada yok.
Kamuoyu hala Kuraklık ve iklim değişikliğinin sonuçları konusunda bilgisiz ve endişesiz.Şu anda bunun nedeni ise ilkbaharın yağışlı geçmesi ve gelecek yıllarda da “böyle” olacak anlayışı. Doğru bir tahmin mi?
İklim coğrafyanın sonucu ortaya çıkan bir olgudur. Her coğrafi farklılık iklim farklılıklarını ortaya çıkarır.
Türkiye'de bölgeler, arasında görülen kuvvetli iklim farkları, her şeyden önce, mevcut yükselti farkının ve denizlere uzaklığın bir sonucudur. Bunun yanında üç farklı hava kütlesi (Afrika,Atlas ve Sibirya) de iklim farklılıklarını ortaya çıkarır.
Orta kuşak ülkelerinde yıl içinde yağışlı kış ve kurak yaz dönemleri olmak üzere birbirinden farklı iki dönem bulunur.
Klasik bir anlatımla, yakın geçmişte Türkiye yıllık toplam yağışlarının %35'ini kış aylarında almakta idi. Bunu ilkbahar ve sonbahar mevsimleri izlemekte idi. Yaz aylarında ise bu oran %11'e kadar düşmekteydi. Son yıllarda ise iklim değişikliği nedeniyle ülkemiz yoğun bir biçimde mevsim kaymalarına şahit olmakta, kış mevsimi daha çok soğuk ve yağışsız geçerken yağışlar yaz mevsimi başına kayaktadır.
Ülkemizi son yıllarda oldukça fazla etkileyen Atlas ve Basra alçak basınçlarının etkisi yağışlı yerlerin ise kurak geçmesine sebep olmaktaydı.
Ancak 2026 yılı ilkbaharında alçak basınç bölgesi(özellikle Nisan ve Mayıs aylarında) Doğu Avrupa ve Karadeniz üzerinden sarkan alçak basınç sistemleri etkili olmuştur. Bu durum, Türkiye genelinde özellikle Ege, Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerinde normallerin üzerinde yağışlı ve hareketli bir atmosferik döngü yaratmıştır.
Hava kütleleri ve bunlara bağlı cephe sistemleri hava kütlelerinin kuzeye ve güneye hareketleri sırasında kararsızlık kazanması, yağışların belli bölgelerde yoğunlaşmasına neden olmaya başladı. Özellikle Karadeniz sahillerinde yoğunlaşan yağışlar sel felaketlerine yol açmaya başlarken iç ve iç-batı, güney doğu, doğu Anadolu bölgeleri beklenen yağışlardan mahrum kalmaktaydı. Kıyı bölgelere ulaşan nemli hava kütleleri, Kuzey Anadolu dağları ve Torosların dış yamaçlarında yükselir ve kıyı kuşağı ile bu dağlara bol yağış düşer. Buna karşılık iç kısımlara ulaşan hava kütleleri taşıdıkları nemin önemli bir kısmını kıyı kuşağında bırakmış olduklarından ve dağları aştıktan sonra alçaldıkları sırada ısındıklarından daha az nem içerirler. Bu nedenle iç bölgelerde yağış, kıyı bölgelerine oranla daha azdır. Ancak iç bölgelerde dahi geçmiş yakın yıllara göre daha fazla yağış görüldü.