Sabah alarmla başlıyor hayatımız. Herkeste bir koşuşturmaca bir telaş...

Otobüsler minibüsler dolu, metrolar kalabalık, yollar sabırla örülü. Herkes çalışıyor. Ama kimse gerçekten yaşamıyor aslında. Sadece para kazanmak tek derdimiz..

24 saat kimseye yetmiyor. Günler, yapılacak listelerine sıkışmış. İşe git mesai tamamla evine dön. Yorgunluktan bir şey düşünmeden uyu. Ertesi gün de aynı döngü...

Hayat dediğimiz şey, “hafta sonu gelince” yaşanacak bir ara gibi görülüyor. Oysa hafta sonları da ya uyuyarak ya da toparlanarak geçiyor.

Bu düzen bize çok çalışmayı öğretti ama yaşamayı öğretmedi.
Hatta daha kötüsü; çalışmaktan başka bir seçeneğimiz olmadığı fikrini normalleştirdi.

Birçok insan hayallerini ertelemiyor artık, doğrudan rafa kaldırıyor. Çünkü hayal kurmak lüks gibi görünüyor. “Önce bir ayakta dur, yiyecek ekmeğini taştan çıkar, sonra gidersiniz, sonra yersiniz..." deniyor.

Ama insan ne kadar ayakta durabilir, hiç oturmadan, hiç nefes almadan?
Arada kendine bir zaman ayırmalı, anın tadını çıkarmalı insan.

Sorun tembellik değil, şımarıklık hiç değil.
Sorun sürekli koşturup hiçbir yere varamamak aslında. Kimse işten kaçmak istemiyor, emeğinin karşılığını almak, sevdiklerinle vakit ayırabilmek istiyor.

Bir toplumda herkes çalışıyor ama kimse mutlu değilse, sorun bireylerde değil düzendedir.

Şunu sormak gerekiyor, aslında biz yaşıyor muyuz yoksa sadece günümü tamamlıyoruz...

Sağlıkla kalın…