Söke’de seçim kampanyaları oldukça coşkulu bir ortamda yapılıyor. Köy yollarına düşünce gözümüz gönlümüz açılıyor. Havalar güzel, ortalık yemyeşil.

Eski Özbaşı yolundan köye doğru yol alıyoruz. Minibüsün içindeki insanlar sanki düğüne gider gibi neşeli. Özbaşı’na geldiğimizde dört kahveden ikisinin kapalı olduğunu gördük. Süleyman Toyran’ın başını çektiği heyet, her iki kahveyi de 10’ar dakika ziyaret etti. Vatandaşın sorusu olup olmadığını sordu. Her iki kahve ziyareti de çok samimi bir hava içinde gerçekleşti. Toyran, 2014 yerel seçim kampanyaları sırasında da bu kahveyi ziyaret etmiş, tesadüfe bakın ki, 5 yıl önce oturduğu masanın önünde yine köylülerle sohbet etmişti. Toyran, 5 yıl önce “sandıkta beni destekleyin” demişti. Son gittiğimize “bana oy verin” demedi.

Toyran, bir belediye başkanı olarak yeniden aday olduğunu, koşulların adaylık konusunda kendisini zorladığını ifade etti. Hani işin doğrusu Süleyman Toyran ve ekibi temiz siyaset yapıyor. Nutuk atan yok. Gülen ve sevgi gösterileri içinde sohbet eden köylüler ve partililer vardı. Köy insanı, kentten gelen siyasiyi adeta bağrına basıyor. Siyasilerimiz ise oluşan bu sıcak ortamdan son derece hoşnut. Bu ortam siyasinin moralini yükseltiyor. Moralleri yükselince “bu köy bize oy verecek” diye düşünüyorlar. Çok güzel ve samimi ortamı istemeyerek bıraktık.

Yeniden yola koyulduk. Çalı Köyü’ne gelince kahvelerin kapalı olduğunu gördük. Kapalı kahvenin önüne konulan 2 piknik masasına oturduk. Köy boşalmış. Yalnız köy muhtarıyla biraz sohbet etme fırsatı elde ettik. Ancak köy olma özelliğini yitirmiş bir yerleşim biriminde ne konuşulurdu ki,. Bazı kadınlar Söke’den köye siyasetçilerin geldiğini görünce kahvehanenin önüne geldiler. Ziyaret uzun sürmedi.

Karacahayıt Köyü’ne gitmek üzere oradan ayrıldık. Köye gelince oldukça hareketli bir topluluk bizi karşıladı. İki mahalleli, geçmişin büyük köylerinden olan Karacahayıt’ın da “yok olma süreci” içine girdiğini gördük. Dağ yamacında tarımın her türlü bitki örtüsüne uygun bir ortamdaki köyün nüfusunun yarısı yok olmuş. Köylülere neden şehre göç ettiklerini sordum. Aldığım cevap çok ilginç oldu: “Ne dikersek dikelim, ne üretirsek üretelim para etmiyor. Bu sene ne portakal ne mandalina ne de limon para etti. Elmanın da alıcısı olmadı. Çok zor koşullarda hayvancılık yapıyoruz. Ona da hiç güvenmiyoruz.”

Peki, böylesine yok olma süreci yaşayan köyler yerel seçimde kime oy verecek? Bu, net olarak hiç sorulmadı. Çünkü her gün biraz daha yok olan güzelim köylerimizin insanları, “Bu köylerde gelecekte kimse oturmayacak. Bizler bu gerçeği görüyoruz” diyorlardı. Köylerde yaşayan insanlarda böyle karamsar bir tavır.

Seçime sayılı günler kaldı. Ancak Karacahayıt köyüne yaptığımız son ziyaret oldukça renkli görüntülere sahne oldu. Köylüler yok olma sendromu içinde bile olsalar kentte yaşayan insanları unutamıyor ve çok saygı duyuyor. Köylerini ziyaret eden kentlileri 5 senede bir olsa sevgi gösterisinde bulunuyor ve bağrına basıyor.

Siyasiler de sorulacak bir sorunuz varsa konuşun diye uyarıyor. Bütün bunlar iyi niyet gösterileri. Ama niye 5 senede bir yaşanır bu sıcak ilişkiler? Ancak nedense köylü kardeşlerimiz hiç şikayet etmez bu durumdan. Kentten gelenleri bağrına basar. Karacahayıt’ta yaşayan Yusuf Yıldız adlı ev sahibi, siyasilere çok zengin bir sofra kuruyor. İki minibüs dolusu insan, 4 – 5 özel araçtan oluşan misafirler Yusuf Yıldız’ın yeni yaptırdığı villanın önünde akşam ziyafetine katılıyor. Ev sahibinin ikramları kendi evinde ürettiği gıdalardı. Bir kentlinin evinde bu tür gıdalar üretilebilir mi? Onun için kırsalda yaşamanın imkan ve faydalarını çok iyi değerlendirmekte fayda var. Yusuf Yıldız, kırsalda yaşamasını en güzel şekilde değerlendiren tam bir üretici… Şu çok iyi bilinmeli ki, üreten köylerin nüfusu azalmaz, çoğalır.