Okuldan uzak bu “pandemi günlerinde”, yüz yüze eğitim günlerine ait nostalji olarak, geçmişi anımsayalım.
“Oğlum ne bu sıraların hali? İlan panosu gibi! Yazık değil mi devletin malına? Ders yılı başında yeni alındı bunlar !” diye, Lise 2. sınıfın arka sıralarda oturan öğrencilere öfkeyle söylenen okul müdürü, nöbetçi müdür yardımcısına ve nöbetçi öğretmen olarak bana baktı ve hışımla sınıftan çıktıktan sonra, bu konunun derhal çözümlenmesi gerektiğini personele bir yazı ile bildirdi. Onlar da hafta sonunda, “Sorunlu ve sıkıntılı-içe dönük-öğrencilerin eseri” olan bu tür “pano sıraları” zımparalayıp cilaladılar. Sıralar yeni gibi oldu. Yıllar öncesindeki bir anı.
Bazı öğrenciler sıraların üzerine niye çizer veya yazarlar? Nedenini hiç düşündünüz mü?
Yıllarca izlediğim kadarıyla, Lise sınıflarında zaman zaman yenilenen veya zımparalanarak –tamamen de silinmeden-cilalanıp görevlerine devam eden emektar sıraların dili olsa da sırlarını söylese.
Öğretmenlik ve yöneticilik yıllarımda, görev yaptığım liselerde dikkatle incelediğimde, neler yoktu sıraların üzerinde. Çoğu da çakı ile kazınarak yazılmış veya çizilmişti. İçinde ok ve harfler bulunan kalpler, futbol takımlarının adları, ünlü futbolcular ve starların isimleri, kısa aşk şiirleri, sevgililere hitaben yanık sözler, çeşitli sloganlar, Fizik ve Kimya dersi formülleri, değişik geometrik veya ne olduğu belli olmayan acayip şekiller.
Bu durum sıraları yazan öğrencilerin söylemek istedikleri halde, içe attıkları sorunları, kısacası öğrencilerin iç dünyalarından taşan, başkalarıyla paylaşmak istemedikleri, ama dışa vurmak zorunda kaldıkları duygu ve düşüncelerinin –en yakın dost bildikleri-sıralarla paylaşılmasıydı.
Bir dikkatimi çeken husus da “zımparalanmış sıralar” ın genelde –öğretmenin gözünden uzakta - sınıfların arka taraflarında olmasıydı. Bu sıraların sırrı neydi? Değişik yıllarda, yenilenen ancak daha sonra “zımparalanmış” sıralarda oturan öğrencilerle, bir dost gibi anket ve sohbet yaparak nedenini araştırdığımda, şunu anladım. Bu “zımparalanmış sıralar” onların sırdaşıydı ! Önemli olan sıraların zımparalanması değil, neden o duruma düşürüldükleriydi.
Sıraları bu hale getiren öğrencilerin ortak özelliklerine gelince, bu öğrencilerin sınıflarında genellikle iki yıllık, disiplin olaylarıyla gündeme gelen ve sık sık okul değiştiren, derse ilgisi az, içe dönük, çevresiyle uyum problemleri olan, ailesi ile de sorunlarını çözemeyen, dertlerini kimseyle paylaşmak istemeyen, geçimsiz gözüyle bakılan – ama mutlaka topluma kazandırılması gereken- gençler olduğunu gözlemledim.
Öğrenciler ebeveynlerine (anne-babalarına) söyleyemedikleri sıkıntılarını, okul ve arkadaş sorunlarını, sevinç ve öfkelerini –kendilerince doğru bildiklerini- sıraları üzerinde dile getirme yolunu neden seçerler? Elbette, kendilerini ispat etmek, göstermek için. “Benim sorunlarım var” demek için.
Kendi öğrencilik yıllarınızda hiç sıralara bir şeyler yazmak ihtiyacı hissettiniz mi? Eğer olmadıysa, sorunlarınızı samimi bulduğunuz öğretmen, arkadaşlarınız ve ailenizle paylaştığınızı ve çözüme kavuşturduğunuzu düşünüyorum. Ne dersiniz?
Lise öğrenciliğim yıllarında da – genel olarak - sıraların durumu aynıydı. Yöneticilerimiz zaman zaman sınıfları dolaşır, sıraların nasıl kullanılması gerektiği konularında uyarılarda bulunurlardı. Bazı okullarda ikili öğretim olunca, sabahçı öğrenciler öğlecileri, öğleciler de sabahçıları suçlarlardı.
Hatta bir dönem bir okulumuzda, önlem olarak, sıralar öğrencilere zimmetlenmişti. O sırada kimler oturuyorsa, onlar sorumlu olacaktı. Bu da yürümedi. Bir okulumuzda da “ayın örnek sınıfı” seçilmesi diye bir uygulama yapıldı ama bir süre yararlı oldu. Devamı gelmedi.
Bakanlık müfettişi olarak, İzmir'de bir özel okul denetimizde, sıraların bakımlı ve yazılmamış olduğunu görünce, okul müdürüne şakayla, “Sınıflarınızda zımparalanmış sıralar yok mu?”diye sormuştum. Beni okul kantinine davet etti. İçeri girer girmez, karşımdaki 10 metrelik duvarda –küfür ve benzeri sözler hariç her çeşit duvar yazısının –hem de renkli – sprey boyayla, keçe kalemle üst üste yazılmış olduğunu gördüm.
Şaşırmıştım. Öğrencilerden gelen istek üzerine, böyle bir uygulamaya gittiklerini ifade etti. Üst üste yazılmış, çizilmiş – eğitim kurumuna yakışmayan - bir duvar “görüntü kirliliği”nden başka bir şey değildi. Bu uygulama ile hem öğrencilerin kendilerini serbestçe ifade etmelerinin sağlandığını, hem de sınıflardaki sıraların zımparalanmaktan kurtulmasını sağladıklarını belirtti. Kendisine esas çözümün öğrencilere yapılacak olan rehberlikle – kantin duvarında değil, kafalarının içerisinde - olması gerektiğini söyledim.
“Zımparalanmış sıralar” da bulunan sorunların üzerine gitmek için, bunları yazan veya benimseyen öğrencilere, işinin uzmanı, psikolojik danışman veya rehber öğretmenler yardımı ile çözümler götürmeliyiz. Ama bıkmadan, sabırla sonuçlandırmalıyız.
İlk olarak öğrencinin ailesiyle, daha sonra da arkadaşları, ders öğretmenleri ve en sonunda da öğrencinin kendisiyle-bire bir görüşmeler- yaparak, onlara –bir dost ve arkadaş gibi- ikna ederek yardımcı olmalıyız. Bunu yaparken de, kanımca, onların genç ve duygusal olduklarını asla unutmamalıyız. Aynı aşamalardan bizlerin de geçtiğini, “sıkıntı ve sorunların paylaştıkça azalacağını, mutlulukların ise çoğalacağını”, bunun için de rehberliğe açık olmalarının gerektiğini -sakin bir şekilde- anlatmamız yerinde olacaktır.
Bu rehberlik ve bilgi paylaşımını yaparken, öğrencilere yetişkin birer birey olarak davranmamız, onların da fikirlerine önem vermemiz, rehberliğe bir süre devam etmemiz, onlara özgüven aşılamamız ve kendilerinin gelecekte ayakları üzerinde durabilmelerinin önemini –uygun dille- “senin yerinde olsam, ….. yapardım” şeklinde, kırıcı olmadan, “yanlışlarını” anlatmamız en iyi yöntemdir.
Tüm öğrencilerin “zımparalanmamış sıralar” da okumaları dileğiyle…
Sevgi ve saygılarımla…