17 Ağustos 1999'da meydana gelen Marmara Depremi'nin üzerinden bugün itibarıyla 22 yıl geçti. Koskoca 22 yıl… Dile kolay…
O gece yerle bir olan Gölcük, Adapazarı, Yalova'nın yazlık kesimleri ve daha nice yerleşim yerleri… Enkaz altından gelen 'sesimi duyan yok mu?' çığlıkları, depremin simge fotoğrafı haline gelen kucağında ekmeklerin olduğu gözleri yaşlı amca, beton blokların altında yitip giden nice hayatlar…
Muhakkak, deprem bir doğal afet. Ancak şunu da unutmayalım: deprem öldürmez, binalar öldürür. Belki çok basmakalıp bir söz ama hakikati tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Bunun içindir ki, 7 küsur şiddetindeki o depremde binaların bazıları yerle yeksan olurken, bazı binalar da dimdik ayaktaydı. Geçtiğimiz 30 Ekim'de yaşadığımız İzmir depreminde de benzer görüntülere tanıklık ettik.
***
Ülkemizde yapı kalitesi anlamında 17 Ağustos 1999 tarihinden sonra pek çok şeyin olumlu anlamda değiştiğini biliyorum. Yeterli mi derseniz orada soru işareti var. Büyük kentler başta olmak üzere halen daha pek çok kentimizde sağlıklı bir kentsel dönüşüm yapılabilmiş değil. Milyonlarca vatandaş, depreme dayanıksız binalarda yaşamını sürdürmeye devam ediyor. Yalnızca deprem değil, diğer doğal afetler de insanlığı tehdit etmeyi sürdürüyor. Son olarak Kastamonu ve Sinop'ta yaşanan facia bunun yakın örneği. Dere yataklarına inşa edilen konutlar, çarpık ve plansız yapılaşma, insan hayatının ucuzluğu, denetimlerin yeterli ve etkin yapılmaması ve buna benzer birçok ihmaller zinciri nice canların yitip gitmesine, nice ocakların sönmesine, çocukların yetim, öksüz kalmasına neden oluyor.
17 Ağustos'un, o büyük depremin yıldönümünde bir kez daha haykıralım. İhmalkârlık ve tedbirsizlik sonucunda ölüm, asla ama asla kader değildir. Önce tedbirimizi alacağız, oturduğumuz konutları sağlam zemine, kaliteli malzemeler kullanarak inşa edeceğiz, yasal zorunluluklar neyse buna uyacağız, sonra kadere, tevekküle sığınacağız. Gerekli önlemleri almadan, yaşanan olayları kaderci bir yaklaşımla izah etmeye çalışmak, beyhude bir çabadan öteye gitmeyecektir.
***
Aydın, il itibarıyla deprem kuşağı üzerinde. Bu nedenle deprem riskine karşı yaşamsal önlemlerin alınması şart. Dün Jeoloji Mühendisleri Odası'nın düzenlediği basın toplantısındaydım. Odanın İl Temsilcisi Hasan Kuru, deprem başta olmak üzere afet riskine karşı kurumlarla işbirliği yapmaya hazır olduklarını, bu konuda ortak bir zeminde buluşulması gerektiğini dile getirdi. Bu son derece anlamlı ve yerinde bir çağrı. Afetle mücadelede gerek kamu kuruluşları gerekse de meslek odaları bir araya gelmeli, güncel siyasi polemiklerin etkisinde kalınmadan afetler karşısında somut ve kalıcı çözüm önerileri geliştirilmeli. Kentsel dönüşüm başta olmak üzere atılması gereken adımlar atılmalı.
17 Ağustos ve benzeri afetleri bir daha yaşamamak dileğiyle…