Sansür, karşı propagandayı etkisizleştirilmesidir. Kitaplar, özellikle elektronik iletişim öncesinde oldukça etkili propaganda malzemeleridir. Bazen devlet, kaba kuvvet aracığıyla kitapları yasaklayarak bilgi akışını engellemeye çalışmıştır. Bilginin akışını engellemek ise karşı propagandanın güç veya taraftar kazanmasının engellenmesidir. Çin’de Konfüçyüs’ün “Analitik” adlı eseri İmparator Chi Huang Ti’nin talimatıyla ortadan kaldırılmıştır. Ars Amatoria adlı eserinin sistem adına yarattığı rahatsızlıktan dolayı Roma İmparatoru Agust, Ovid’in tüm eserlerinin okunması ve okutulmasını yasaklamıştı. Modern düşüncenin temeli kabul edilen Eski Yunanlılarda dahi kitap yakmalar görülmüştür. Protagoras adlı filozof bir kitabında Yaratıcının varlığından şüphe duyduğunu söyleyince hışımdan kendini kurtaramamış, kitapları yakılmıştır. Matbaanın icadıyla her türlü kitabın ve neşriyatın yapılabileceği veya buna izin verileceğini, verildiğini inanmak mümkün değildir. Yazıya dökülmüş bir düşünce eğer tehlike kabul edilirse bu düşüncenin basılı bir materyale dönüştüğünü düşünmek de yüz kat daha tehlikelidir. İngiliz kralı VIII. Henry, Star Chamber adlı mahkemeyi aykırı kitapları toplatmak için yetkilendirmiştir. Matbaa, barut çağının bir icadıdır. Buradan yola çıkarak matbaanın egemen olduğu bir çağda bilgi zihnin bir barutudur. O günkü monarşilerin ve diğer egemen güçlerin de sansür yoluyla amacı bu barutun yersiz şekilde patlamasını önlemekti(Postman, Televizyon Öldüren Eğlence, 2010, s.155.). Amerikan kolonileri, İngiltere’den bağımsızlıklarını elde ederken belki hükümetlerinin tiranca uygulamaya girmesinden çekindiler. Yayımladıkları “Haklar Bildirgesi” hükümetlerinin bilgi akışını kısıtlamaya dönük faaliyetlerini engelleme amacı da taşımaktadır. O gün ulaşım yaygın olmadığı için kitaplar, yerel gazeteler oldukça önemliydi. Haberler ya da fikirler tek bir merkezden çıkmamaktaydı. Onlarca görüş, onlarca renk mevcuttu. Ancak gösteri çağı dediğimiz Televizyon gibi kitle iletişim araçlarının olduğu günümüzde bilgi akışı kavramı tamamen maniple edilmiştir. Bilgi çağındayız, haber alma özgürlüğü, bütün bunlar sunulan kavramlardır. Oysaki tekelleşmiş medya kanalıyla biz aslında dayatılan bilgiye maruz kalıyoruz. Prof. Gerbner : “Özgürlük televizyonu kapatarak elde edilemez. Televizyon, çoğu insanın gece ya da gündüz en çok hoşlandığı şeydir. Biz ezici çoğunluğun düğmeyi kapatmayacağı bir dünyada yaşıyoruz. Mesajı bu kutudan almasak dahi başka inşalardan nasılsa alırız.(Postman, s.156.)” Günümüzde kamuoyu kavramı yapısal dönüşüme uğramıştır. Kişiler, medyanın kendilerine zerk ettiği düşünceleri kendi düşünceleriymiş ifade etmektedir. Günümüzde de sansür uygulamalarının eskisine oranla sık görülmemesinin nedenlerin bir tanesi toplumun demokratikleşmesinden daha ziyade böyle bir uygulamaya televizyon etkisiyle gerek kalmamasında aramak gerekir. Zaten bu, televizyonun doğasında vardır. Televizyon bizim özgürlüklerimizi kısıtlar ve bunu masumca yapar. Bir öğrencinin kitap okuma özgürlüğü televizyonlar tarafından elinden alınıverir. “Televizyon, kitapları yasaklamaz, sadece onların yerine geçer.” (Postman, s157) Roma İmparatorluğu’nda eğlencenin kitleleri meşgul edecek bir silah olduğunu anlayan imparatorlar oldu. Roma’dan bugüne tüm tiranlar, diktatörler, imparatorlar halkın eğlenceli olmayan şeylere pek rağbet etmeyeceklerini bilselerdi sansür silahına sarılmadan meseleleri kendileri açıdan hallederlerdi. Eğlenceyle sansüre gerek kalmayacağını bilmek onlar için ne büyük bir sevinç kaynağı olurdu. Televizyon bir eğlence aracıdır. Bu nedenle bilgi basitleştirilmiş, tarihi temellerden yoksun, özün koparılmış olarak verilir(Postman, s.157-158.) Haberlerin dahi bir müzikli jenerikle başlaması televizyonun bir eğlence kaynağı olduğunu açıkça ortaya koyar. Televizyon çağında sansüre lüzum kalmamıştır. Youtube “hortum gören teyze” adlı videonun binlerce tık almasını bu açıdan ele almak da fayda vardır