Emekliliğin tadını çıkarmaya çalışan bir öğretmen olarak altı ayımı Kuşadası’nda tamamlayıp Kasım ayında Aydın’a dönmeyi planlamıştım. Ama yıllarının 40 yılını okullarda öğrenciler arasında yaşamış biri olarak, tatilimi keserek 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın 99’ncu yılı olması özelliğini düşünerek bayram öncesi Aydın’a döndüm.


29 Ekim Cumhuriyet bayramı günü erkenden hazırlanarak, kahvaltımı yaparak tören alanına gittim. İstasyon Meydanı’nda protokol üyelerinin oturacağı platform kurulmuş, çevre pırıl pırıl temiz ve bakımlı. Polisler de hazırlıklarını yapmış meydan tören için hazırlanmış. Bayramı, askerleri, öğrencileri izlemek isteyenlerde yer tutmaya başlamışlardı. Elimde küçük çantam, içerisinde yayınladığımız dergi ve yazılarımın bulunduğu Yeni Kıroba Gazetesi’nden 3 tanesi vardı. Kimliğim yeterli olmazsa bunlardan birini gösterip protokol tribününe girerim diye düşünüyordum. Daha önce yerine oturmuş birkaç tanıdık dostun işareti ile yanlarındaki boş bir yere oturdum. Foça Dağ Komando Birliği nazar değmesin çakı gibi askerleriyle yerini almış. Merkez Efeler ilçesinde lise, ortaokul ve ilkokullarda yerlerinde. Saatin dolması, protokolün yerlerini almasını bekliyorum. Banttan müzik yayını yapılıyor. Zevkle dinliyorum. Ama Aydın Zeybeğinin giriş müziği ile jandarma komando askerlerinin tören alanında yerini alması beni öyle etkiledi ki. Askerlerin yerini alması ve müziğin bitmesine kadar hüngür hüngür ağladım. Aman Allah’ım bu ne milli duygu, bu ne asker ve memleket sevgisiydi böyle… Cebimdeki kâğıt mendiller bile yetmedi. Cebimde taşıdığım gözlük camını silmek için bulunan bez parçasını çıkardım onu da kullandım. Gözümün önüne 15 yıl önceki İspanya Barcelona gezisi geldi. 40 kişilik bir ekiple İspanya’daki folklor festivaline katılmıştık. Folklor ve Aydın yöresi oyunlarının uzmanı olan, altın madalyalı, birçok birincilikleri olan Aydın Lisesi ekibiyle beraberim. Çok güzel eğitilmiş öğrencilerim ve müzisyenlerimle burada bir gösteri yapmak üzere gelmiştik. Buradan da Portekiz’e ve Lizbon’a geçecektik. Çok güzel bir açık hava bahçesi, oturma düzeni süslü masalar ve sandalyeler. Tertemiz giyinmiş gençler, yaşlılar.


Protokol gösterinin başlamasını bekliyor. Birbirleriyle konuşuyorlar, gülüşüp şakalaşıyorlar derken bizim folklor ekibinin giriş müziği ve Aydın zeybeği oyun havası başlar başlamaz birden tüm konuşmalar kesildi. 2-3 dakika içerisinde kız ve erkeklerden oluşan 30 kişilik oyuncu öğrencilerimiz sahneye öyle bir giriş yaptı ki ben bu muhteşem havanın etkisine girerek hüngür hüngür ağlamaya başlamıştım. Çevremde İspanyol öğrencileri, velileri vardı. Ama bir türlü duramıyordum. Seyircilerin tümü ayağa kalkarak uzun bir alkış tufanı başlatmıştı. O ne güzel müzik, o ne güzel kız ve erkek oyuncular, o ne güzel folklor elbiseleri, öğrencilerimizin kız ve erkeklerin güzelliği müziğin coşkusu ekibin birbirlerine ve müziğe tam uyum sağlamaları o kadar göz alıcı ve o kadar etkiliydi ki seyirciler o oyun bitinceye kadar ayakta izlediler.


Buradaki törende folklor gösterisi yok. O çok zengin folklor kıyafetleri yok. Sadece müzik aynı. O beni 15 yıl öncesine taşımış ki durmadan ağlamaya devam ettim. İspanya’da yaşadığım o güzelliği hala unutamıyorum. Dilimizi bilmeyen, müziğimizi bilmeyen, folklorumuzu bilmeyen ve bizi ilk defa seyreden ve yaşayan bu halkın davranışı beni çok etkilemişti. Kısa arada tercümanları olan Türk bayanla beni yanlarına alarak sorular sormaya başladılar. Niçin öyle hıçkıra hıçkıra ağladığımı öğrenmek istiyorlardı. Ben de onlara kısa ve öz olarak şunları anlatmıştım. “Oyunlardaki kostüm Aydın’ın özelliği. Öğrencilerim ve müzisyenlerim de o yörenin insanları. Müzik ve oyunlar da Aydın yöresine ait. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında çok etkin rol alan İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunanistan, Rusya ve Ermenistan ve bunları destekleyen Amerikalılar tarafından devletimizin yıkılışını gerçekleştirdikleri yetmiyormuş gibi bir de Anadolu’yu işgal ettiler. Aralarında bölüştüler. Benim ve ailemin doğup büyüdüğü ve yaşadığı Aydın’ın Yunanlılar tarafından işgal edilmesine yardımcı olan devletler ve çektiğimiz sıkıntılar aklıma geldi. O seyrettiğiniz kız ve erkek öğrencilerin elbiseleri bizim milli giysimiz. O efe elbiselerini giyen dedelerimiz, işgalci Yunanlılarla öyle çatışmalara girdiler, öyle can kayıpları oldu ki, o yılları yaşadım. Ama 3 yıl sonra da düşmanların, işgalcilerin tümünü yurdumuzdan attık” deyince hemen bir soru sordular.


“O ülkeler arasında İspanyollar da var mıydı?” “Hayır, İspanyollar yoktu, onlar Güney Amerika’daki ülkeleri işgalle uğraşıyorlardı” dedim.


Ülkenizde bulunduğum 6 – 7 gün içerisinde Güney Amerika’dan gelen ülkelerin tümünün İspanyolca konuşması, kendi dillerini unutmaları, dinlerini değirip Katolik Hristiyan olmaları herhalde çok kolay olmamıştı deyince cevap gecikmedi: “Osmanlı da işgal ettiği ülkelerde bu baskıyı, zorlamayı yapmadı mı?” diye sordular.


Ben de Osmanlı’nın 650 yıl yönettiği ülkelerin hepsinin bağımsız devlet olduğunu belirterek, “Dilleri devam ediyor. Ortodoks ve Katolik mezhepleri ile Hıristiyanlığı uyguluyorlar ve yaşıyorlar. Osmanlı onları bu konuda hiç zorlamadı. Ayrım yapmadı. Bugün hepsi ile iyi komşuluk ilişkileri içinde yaşıyoruz demiştim. Hatta Ege’yi işgal eden, 3 yıllık sürede Aydın halkına, insanlığa yakışmayan eza, cefa uygulayan, cana ve mala zarar veren bu askerler ordumuz tarafından esir alınmıştı. Birçok asker ölmüş veya sakat kalmıştı. Kurtulanlar ise ülkelerine geri döndüğünde üst rütbeli subay ve generaller, ülkenin bu savaşa girmesini, Ege’de İyonya devletini kurma hayalini taşıyanları idam etmişti. Meşhur Yunan yazarı Dido Safiria bu savaş nedeniyle yazmış olduğu ‘Benden selam söyleyin Anadolu’ya’ isimli eserinde Yunanistan’ı destekleyen, Ege’yi işgal etmeleri için silah ve para yardımı yapan o devletleri şu sözlerle lanetlemişti: “500 yıldır birlikte yaşadığımız, iyi geçindiğimiz Türk halkıyla bizi birbirimize düşürenlerin Allah belasını versin” diyor deyince “Biz İspanyollar Katolik’iz, bizimle bir sorununuz var mı?” diye bana sormuşlardı.


Cumhuriyetimizin 99’uncu yılında hatıralar beni nereden nereye götürdü diyerek Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını, Kuvayı Milliyeci efeleri, Yörük Ali’yi, Demirci Mehmet Efe’yi, Cafer Efe’yi, Çete Ayşe’yi, Çiftlikli Çete Kübra Efe’yi hatırlayarak onlara da rahmetler dilerim.


Ülkemi, devletimi, cumhuriyetimi, bayrağımı Allah ebediyen yaşatsın diye dua ettim.