Bir zamanlar ocaklar vardı. Ocağa kütük atılır; onun karşısına oturulurdu. Ocaklı dönemlerde önün ısınsa arkan ısınmazdı. Sonra mangal çıktı. Mangal dışarıda yakılır; dumanının gitmesi beklenirdi. Zehirli gazların gittiğinden emin olunduktan sonra mangal evin içine alınır; odanın ortasına konurdu. Kimileri tasarruf sağlamak veya yanma hızını azaltmak adına korun üzerini iyice külle örterdi. Çünkü mangalda, normal odun değil mangal kömürü kullanılırdı. Bu da pahalıydı. Kimi zaman gerek dikkatsizlikten gerek mangalda normal odun kullanılmasından dolayı zehirlenmeler meydana gelirdi. Ocaklar sönerdi. Bir evden minare ustası beşkardeş birden, bu nedenden öldü. Ana-baba da bu acıya dayanamayıp kısa sürede vefat etti. Bir yuva böyle söndü. Mirasçı da olmadığından ailenin oturduğu ev baykuş tüneği oldu. Kimi zaman mangal yanlışla devrilir, evi ateş yutuverirdi.
Mangalın kifayetsizliği sonucunda teneke sobalar icat edildi. Bunlar da iki senede eriyip delinmekteydi. Sonraları kömür sobaları çıktı. Günümüzde ise klimalar, kaloriferler var. Soba da kullanılmakta ama artık bu durum zenginliğin bir ölçüsü değil.
Kalorifer, elektrikli ısıtıcılar yaygınlaşmadan önce şehir ve beldelerde oturanlar, dağ köylülerin eşek, at ve katır katarlarıyla getirdikleri odunları yaz ayından satın alırdı. Genelde bir koldan daha fazla bir uzunluğa sahip bu odunlar evin bir yerine istif edilirdi. Kışa girmeden kimi evlerde baltalarla bu odunların kırılma işi yapılırdı. Kimi köylüler satacakları odunları ciplerin(jeep) arkasına doldurarak şehre indirirdi. At-eşek katarları odunlarını satmak için şehirde sokak sokak dolaşırken cipler odunların görünmesi adına arkadaki brandayı açar; Torlak gibi kahvelerin bol olduğu meydanlarda bekleyerek odunlarını satmaya çalışırdı. Çünkü at-eşeğin yakıtı ottu; o da dağlarda boldu. Ama petrol pahalıydı.
Aydın merkez ilçe’nin yakacak ihtiyacını bu ilçenin hemen kuzeyindeki dağlarda kalan Dağeymiri, Zeytinköy, Ambarcık, Kalfaköy, Andız, Danişment gibi köyler karşılardı. Köylülerden odun satın alacak durumu olmayanlar ise at arabalarıyla dere kenarlarına gider; buradan derenin getirip kenarlara yığdığı odunları toplardı. Onlar, balta, nacak(küçük balta), tara gibi kesicileri kullanırdı.
Şehir ve beldelere yakacak olarak genelde zeytin, pinar, karıngeç, meşe ağacı odunu getirilirdi. Çam, orman ürünüydü. Köylü bu odunla yakalandığında devlete yüklü bir ceza zorundaydı. Çam satmak cesaret isterdi. Ancak ocak ve sobaları tutuşturmak için kullanılan çıra genelde çamdan elde edilirdi. Bir karış uzunlukta kesilmiş ince yağlı odun parçası olan çıralar destelenerek satılırdı. Çıranın kokusu çok hoştu. Zeytin kökü muteber bir yakacaktı. Ancak bu devasa köklerin parçalanası gerekmekteydi. Bunun için balyoz ve balyoz çivisi kullanılmaktaydı. Aydın yöresinde yaygın olan incir ağacı yakacak olarak pek tercih edilmezdi. Çünkü incir odunu yanar ama ısıtmazdı. Dut, kavak gibi ağaçların ise başka alanlarda ticari değeri vardı. Bu ağaçlardan mobilya, bağlama ve benzeri çalgı aletleri, takunya yapılmaktaydı.
1940’lı yıllarda görülen aşırı soğuklar, odun tüketimini artırmıştır. Kaçak kesimler nedeniyle kereste fiyatları tavan yapmıştır. Savaş koşulları nedeniyle durma noktasına gelen inşaat sektörü kereste fiyatlarının artmasıyla ağır darbe almıştır. II. Dünya Savaşı sonrası mevcut hükümet gelişmeler karşısında Nazilli Basma Fabrikası ve Demiryolları denetimindeki pek çok linyit(kömür) yatağındaki üretimi artırma kararı almıştır. Kentlerde ise kömür kullanımı teşvik edilmiştir. Sonuç olarak oduna dayalı ısıtma biçimi görülen Aydın’da özellikle linyit üretimi ve tüketimi bölgedeki orman yataklarını yok olmaktan kurtarmıştır.
1990’lı yıllara kadar köylülerin eşek katarlarıyla odun getirmesi devam etmiştir. Sobalar yaygınlaşıp kömür kullanımı evlerde artıkça köylü piyasaya ayak uydurdu. Satılmak için şehre indirilen odunlar sobalık şeklinde kesilmiş olarak alıcıya sunuldu. Ancak gelinen noktada bunların tamamı ortadan kalktı.