1970’lerde Türkiye iki teknolojik aletle tanışır. Bunlardan ilki kasetli teypler diğeri televizyondur. Teypler küçük ve portatif olması nedeniyle ucuza mal olur. Hızla pikapların yerini alır. Teypler alt ve orta sınıfların kolaylıkla ulaşabilecekleri bir ürün olur. Teypler aynı zamanda radyo ile kompakt üretilir. Bu yüzden farklı ihtiyaçlara da cevap verir. Ancak Televizyon, buzdolabı, çamaşır makinesi gibi ürünler uzun süre orta sınıflar için lüks, alt sınıflar için ulaşılmazdır. Bu durum pek çok Yeşilçam filmine dahi konu olur. Tarık Akan’ın başrol oynadığı Canım Kardeşim filmi buna bir örnektir. Hasta olan kardeşini tedavi ettirmek isteyen Akan kanını bir simsar aracılığıyla satmaya başlar (Kan bekleyen acil hastalar için). Ancak yine pek çok şeyin üstesinden gelemez. Kardeşinin son arzunu yerine getirmek için mağazadan televizyon çalar. Kemal Sunal, Şark Bülbülü gibi pek çok filminde aynı vurgu vardır. Orta yaşın biraz üzerindeki herkes mahallede göreli varsıl ailenin evine tüm mahallelinin televizyon seyretmek için toplandığını hatırlar. 1990’ların başlarına kadar bu durum kısmen devam eder. 1983 Genel Seçimleri sonrasında iktidara gelen Turgut Özal liderliğindeki ANAP iktidarının en büyük vaadi orta direk adı verdikleri orta sınıfı toplumda genişletmektir. 1990’larda kısmı olarak bunun sağlandığı söylenebilir. Yine teknolojik ilerlemeler nedeniyle televizyon, buzdolabı, fırın, çamaşır makinası gibi dayanıklı ev araçları kısmen ucuzlar veya çeşitli özelliklerde üretilir hale gelir. Bir kimse en azında çok üst özellikli olanı olmasa dahi daha alt özellikli makinaları satın alabilir. Tüketim bandındaki bu genişleme ve yayılma firmalar arasında rekabeti artırır. Ucuza mal edilen az özellikteki ve malzemesi zayıf ürünler bazı sorunlara yol açar. Az olsa para verilerek alınan makinaların çabuk bozulması, garantilerinin olmaması, yaygın olmayan servis ağı, dikkate alınmayan tüketici hakları, firmaların hızla güven sorunu yaşamasına neden olur. O yıllarda az önce dile getirilen konular cidden önemli sorundur. Müşteri memnuniyeti henüz kafalarda yer etmemiştir denebilir. İşte böylesine bir ortamda Bosch, bu konuyu vurgulayarak farkındalık oluşturur. Diğer rakip firmalardan bu açıdan sıyrılarak satışlarını artırmayı amaçlar.

Reklam Adı: Bosch – Robert Bosch

Reklam Yılı: 1996

Reklam Oyuncuları: Ali Nuri Türkoğlu, Mehmet Ulay

Reklam Şirketi: Alice BBDO

Reklam Fikri: Ali Taran(aynı zamanda yönetmen)

Reklam Hikâyesi: Reklam’ın yapısı ve dilinin basitliği reklamı izlerken hemen göze çarpar. Ancak reklam sıcak ve samimi bir hava verir. Bir Bosch mağaza sahibi dükkânını erken saatte açar. Duvara Bosch firmasının kurucusu Robert Bosch’un sözünü dükkânının duvarına asar. Söz şöyledir: İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim.”

Reklam beni satın alın. Bana güvenebilirsiniz. Güveninizi boşa çıkarmayacağım demektedir. Aslında tek tek ürün tanıtmaktan ziyade burada toptan Bosch ürünlerinin fonksiyonel değeri de ortaya konmaktadır. Bu markanın ürünleri sağlam demektedir. Akmaz-kokmaz –bozulmaz üçlemeni ifade eder bunlar. Reklamla Bosch marka değeri oluşturarak uzun vadeli bir plan yapar. Tüketici uzun yıllar marka değeriyle yanı başında tutma gayreti içindedir.