MHP’de olağanütü kongrede başlayan ve referandum polemiği ile devam eden gerginlik yeni ihraçları gündeme getirdi.
Devlet Bahçeli, “Evet” derken parti içinden birileri nasıl “hayır”a sarılır?
Bahçeli’nin hayırcılara hiç acıması yok. Daha önce MHP’den ihraç ettiği Sinan Oğan mahkeme kararıyla yeniden partiye dönmüştü.
Gelin görün ki Sinan Oğan, Bahçeli’nin istediği gibi partisinde uslu uslu oturmadı. Oturmaya da hiç niyetli olmadığı için Genel Başkan Devlet Bahçeli, Sinan Oğan’ı disipline sevketti. Oğan’ı milletvekilleri Prof. Dr. Yusuf Hallaçoğlu, İsmail Ok ve Nuri Okutan’da disipline sevk edildi.
MHP Disiplin Kurulu Başkanı Halil Öztürk, dört önemli ismin ihraç istemiyle disipline sevkedildiklerini duyurdu.
Bilindiği gibi, Meral Akşener ve Ümit Özdağ da daha önce disipline sevkedilmiş ve partiden ihraç edilmişlerdi.
Öyle anlaşılıyor ki ileriki günlerde MHP’de ihraç edileceklerin sayısında artış olacak.
İhraçları hangi gerekçelere dayandırıyorlar? Bu konuda MHP’den yapılan açıklama şöyle: “Anayasa değişikliğine dair kanun teklifi öncesinde ve referandum sürecinde partimizin yetkili organlarının aldığı ve belirlediği karar ve politikalara aykırı biçimde görüş ve beyanda bulunmak suretiyle partimiz tüzüğünün disiplin hükümlerini ihlal ettiklerinden ihraç istemiyle disipline sevk edilmişlerdir.
Peki Sayın Devlet Bahçeli, Başkanlık sistemi için partideki yetkili kurulların onayını aldı mı?
Aldığını sanmıyorum. Tek kişilik bir kararla Başkanlık sistemi, AKP’ye altın tepside sunuldu.
Demek ki, Devlet Bahçeli’nin MHP’sinde henüz “parti içi demokrasi” oluşmamış.
Yalnız MHP’de değil, Parti için demokrasisi, hiçbir siyasi partide oluşmamıştır.
Bu yüzden parti içinde oluşmayan demokrasi, parti dışında da doğal olarak oluşmuyor. Parti içinde her şey Genel Başkanın iki dudağında gizli. O ne derse o olur. Milletvekillerini hep o seçer. İstediği zaman da disipline sevkeder.
İşte Türkiye 70 yıldır böyle acaip bir demokrasiyle yönetiliyor.
Yetmiş yıldır demokrasi konuştuk. Siyaset konuştuk. Yatıp-kalkıp demokrasi yedik içtik. Ama görünen o ki, bir arpa boyu bile yol alamadık.
Neden gelişme gösteremedik? Çünkü halk idareciden demokrasi değil, hep ekmek istedi. Yani ekmek özgürlüğün önüne koca bir set çekti.
Bu nedenle Türkiye’de demokrasiyi bir türlü tesis edemedik. Bu işin sırrını çözen AK Parti hükümeti, toplumun geniş kesimlerine çeşitli adlar adında servet dağıtmayı hiç ihmal etmedi. Yani anasına bakana para, babasına bakana para, dul kadına para, yaşlıya para. Sakat çocuğu olana para, referanduma giderken de torunlarını bakan babaanne veya anneanneye de para! Yani ekmek veriyor.
Asrın diktatörü Mussolini’ye “halkına özgürlük vermiyorsun diye eleştirdiklerinde, o günlerde meydana gelen bir grevi örnek göstererek, “Benden bugüne kadar hiç kimse özgürlük istemedi. Hep ekmek istediler” diye kendisini savunmuştur.
Görüldüğü gibi bazı koşullarda ekmek özgürlüğün önüne set çekebiliyor.
EVET Mİ? – HAYIR MI?
Evet ve Hayır konusunda insanı dehşete düşüren yanlışlıklara sapılıyor. Kazanma uğruna seçmenin yarısına yakıştırılan terörist benzetmesi de neyin nesi? Hayır oyu verenlere yönelik bu suçlama toplumu yaralamaz mı?
Hayır oyu vereceğini açıklayanları bugüne kadar “Evetçilere” kötü bir söz sarfettiğini duydunuz mu? Ama Evetçilerin uslubu bu ülkeye kötülükten başka bir şey vermez.
Bu toplum referandumdan sonra da birlikte yaşamayacak mı?
“Hayır” diyenler içinde “Evet” diyenleri vatana ihanetle suçlayanlar var mıdır? Referandum olup biter. Ama hayat devam eder. Çünkü hepimiz bu toplumu oluşturan bireyleriz. Anadolu coğrafyasından başka gidecek bir limanımız yok.
Ortada trajikomik bir durum var. Hiç kimse bu toplumun birlikte yaşama iradesini yok edemez.
Referandumdan Evet de çıkabilir, Hayır da çıkabilir. Ama referanduma giderken ve referandum sonrasında sonuç ne olursu olsun, Hayır diyenlerin ve Evet diyenlerinde kardeşlerimiz olacağını yakınen göreceğiz. Kutuplaştırıcı politikacılar, hiçbir ülkeye fayda getirmez. Çünkü sandığa giderken konuşulanlar, milletin gönül birliğini zedeliyor. “Hayır” diyenleri terörle ve 15 Temmuz darmesini yapanlarla özdeşleştirmek kardeşliğimizi zedeliyor.
Bir toplumun içinde fikir ayrılıkları olabilir. Çünkü insanlığın fıtratında vardır ayrı özellikler.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde bir ayeti kerimede insanlığa şöyle sesleniyor. “Hepinizi ayrı ayrı kabileler ve milletler olarak yarattık. Birbirimizle en güzel şekilde rekabet edesiniz diye.”
16 Nisan’da davasına inanan insanlar Hayır ve Evet şıkkı için kıyasıya yarışacaklar.
16 Nisan referandumu inşallah bu topluma hayırlır getirir. Unutulmasın ki biz kardeşiz!
Referandumu inşallah demokrasi kazanır.