Türkiye’nin Aileden Sorumlu Bakanı kırmızı pasaport taşıyor. Ancak Hollanda da kendi konsolosluğuna giremedi. Kolay değil bu. Bakan otomobilin içinde beş saat bekledi. Hollanda polisi meydana çekici ile gelmişti. Konsolosluk önünde bekleyen Türk vatandaşlarına köpeklerle saldırdılar. Bakan Kaya korku dolu bu anları otomobilin penceresinden ibretle izledi. Bakan danışmanı da yanındaydı. Hollanda polisi otomobilin içinde oturan Bakan’a “ya o otomobilin içinden çıkarsın ya da otomobili kaynak makinesiyle ortana keser çıkarırız” diye tehditler savuruyordu. Bir Türk Bakanın içine düştüğü duruma bakın. Bazıları Türkiye’de bazıları da Hollanda’da doğmuş Türk vatandaşları, haliyle yaşanan vahşete duyarsız kalamazlardı. Türk bayraklarını çekip meydana çıkmışlardı. Haliyle polisin sert çıkışına tepki gösterdi. Tabii bu karşı çıkış, olumsuz gelişmelerin yaşanmasını da beraberinde getirdi. Polis, vahşice ve hiç düşünmeden ve utanmadan vatandaşlarımızı özel yetiştirilmiş köpeklere ısırtıldı. Yıllarca orada oturan şu vatandaşlarımızın içine düştüğü şu vahşete bakın. Yaşanan bu olaylar, Türkiye’deki siyasi gerilimi Hollanda’ya taşımış oldu. Ancak işin doğrusu şöyle: Avrupa devletlerini “kavganızı bizim ülkemize taşımayın” diyerek uyarmışlardı. Madem ki gerçek bu sayın Bakan Kaya, niye Hollanda’ya gitti? Sayın Kaya, Hollanda’da hem de tam seçim ortamında başına gelebileceklerini bilemiyordu? Bu olaydan sonra düşmanlarımızın içine Hollanda’yı da ilave ettik. Ama Hollanda Hayır’ı değil Evet’i savunuyor. Ancak Avrupa ülkeleri referandum gerilimlerinin kendilerine taşınmasını istemedikleri için orada yapılacak mitingleri yasakladılar. Ama Türkiye bu gerçeği bildiği halde kadın Bakanı Hollanda’ya gönderdi. Hollanda hükümeti ne yaptı. Bakanı Hollanda’dan sınırdışı etti. Kurgulanan bu senaryo kimin işine yaradı? Kime siyasi malzeme oldu. Bu olaydan hem Türkiye, hem de Hollanda istediğini elde etti. Türkiye, Hollanda’daki vatandaşlarımızın Evet oyu kullanmalarını istiyordu. Türk Bakan ve Türkler mazlum durumuna düştükleri için “Evet” oyu alma şansı arttı. Hollanda Hükümeti ise yabancı düşmanlığında, konsolosluk önünde yaptığı eylemle ırkçı partili rakibini solladı. Ancakr yapılan nezaketsizlik affedilecek cinsten değil. Fakat bizi şöyle uyarmışlardı: “Bu hafta seçim var. Seçimden sonra gelin” dediler. Biz onlara ne dedik?” Nazi kalıntısı olarak suçladık. Yani başımıza gelen bu olay skandal değil, doğrudan doğruya siyasidir. Çünkü Türkiye’nin bir bakanı Hollanda’dan sınırdışı edilmiştir. Başımıza gelen bu olay Türkiye’nin gururunu kırmıştır. “Bize gelmeyin” diyorlar zorla Hollanda’ya giriyoruz. 3. Sınıf bir Afrika ülkesi gibi görmeleridir. Yaşanan olaylar, Türkiye ile Hollanda arasında yaşanan diplomatik kriz Türkiye ve Hollanda’daki iktidar partileri oylarını artırmak için büyük fırsatlar elde ettiler. Hollanda’daki “Özgürlük ve demokrasi için Halkın Partisi, yaşanan diplomatik krizde olağanüstü bir fırsat elde etti. Yani Başbakan Mark Rutte seçim mitinglerini yasaklanmasının yarattığı kriz ile yabancı düşmanı rakibi Geert Wilders özgürlük partisine karşı üstünlük elde etti. Çünkü bilindiği gibi son yıllarda Avrupa’da yabancı düşmanlığı genellikle seçim propagandalarına malzeme olmaya başladı. Hollanda Başbakanı Rutte mitinglerini bunun için yasaklamıştı. Hollanda başlangıçta Türkiye’ye bunun için uyarmıştı: “Bu hafta seçimimiz var gelmeyin” diyordu. BAZI GERÇEKLER Önce Almanya ile yaşanan gerilimi Hollanda’da yaşanan olaylar izledi. İş iyice çığrından çıktı. Bir Türk Bakanı neredeyse yaka paça Hollanda’dan kovuldu. Bu olayla ülkeler hedef tahtası haline gledi. Türkiye yeni dost ve müttefikler aradığı sırada, kervana dost olmayan yeni ülkeler eklendi. Kısacası Türkiye, Yzar Zeynep Gürcanlı’nın 13 Mart tarihli yazısında işaret ettiği Hollanda ile kavgasını sürdürüyor. Gürcanlı şöyle diyor: Kısacası Ankara şu anda Türkiye yasaları tarafından yasaklanan bir eylem için Avrupa ile kavga ediyor. Avrupa’ya Türk siyasetçilerin T.C. yasları uyarınca suç işlemesine neden izin vermediği konusunda kafa tutuyor. Merak edenler için AKP hükümetinin 2008 yılında değiştirdiği 298 sayılı seçim kanunun 94/A maddesinde şöyle deniyor. “Yutdışı seçmenler, milletvekili genel seçimleri ile halk oylamasında oy verebilirler. Yurt dışı seçmenler sadece seçime katılan siyasi partilere oy verebilir. Yurt dışında ve yurt dışı temsilciliklerinde seçim propagandası yapılamaz.”