20. ve 21 yüzyıllarda insanoğlunun beslenmesinde daha önceki çağlara göre farklılaşmalar meydana geldi. Günümüz toplumları toplayıcılık ve avcılık dönemlerinden yerleşik tarıma ve tarım endüstrisine geçerken beslenmelerinin ana hatlarında şeker, yağ, karbonhidratlar, proteinler yer alırken, gelişmekte ve az gelişmiş ülkelerin beslenmeleri daha çok karbonhidrat ağırlıklı olarak kaldı. Karbonhidratlı beslenmede ise gelişmekte veya az gelişmiş toplumların ana besin kaynağı başta buğday iken, buğdayı pirinç ve mısır takip etti.

Covid-19 salgın dönemi devletlere ve hükumetlere beslenmede buğday, mısır, pirinç, yağlı tohumlar ve bitkiler, baklagillerin önemini fiyat hareketleri, iç ve dış ticaretinde gelişmeler, ürün ve tohum stok politikalarını yeniden belirlemeleri konusunda yeni planlar ve üretim biçimlerinde yeni planlamalar yapmayı zorunlu hale getirdi.

Bu sıkıntılara ek olarak Rusya-Ukrayna savaşı da artık buğday, ayçiçeği ve mısırın önemini bir kez daha ortaya koydu; bu ürün ve gıdaları bir ekonomik savaş aracı haline getirdi.

2007 yılında başlayan “kuraklık” olgusu her geçen yıl-dalgalı bir kuraklık eğrisi çizmesine rağmen- daha kurak yıllara doğru evirilmeye başladı. Tarım tarihi boyunca yaşanan kuraklık olgusunun sağladığı tecrübe, günümüz bilimsel araştırmalarının ortaya koyduğu “en kötü senaryolarda” bu kuraklığın dalgalanma sürecinden hızla, ısı ortalamaları yükselmesi, düzensiz ve daha az yağışlar, doğal felaketlere doğru bir rota çizdiği, bu sürecin yaklaşık olarak 2075 yılına kadar süreceği gerçeği tüm dünyayı korkuttuğu gibi tarımsal ürün ve gıda üretiminde endişeleri artırmaktadır.

Tüm bu gelişmelerin ışığında gelecek on yılların gıda ve tarımsal üretim planlamaları zaruret arz etmektedir.

Burada, öncelikle kim hangi sorumluluğu üstelenecektir, sorusu akla gelmekte.

İkinci soru ise üretim ve gıda ticaretinin tarafları için devlet ve sektör bazında kısa, orta ve uzun vadede neler planlanmalı ve hangi hedeflere ulaşılmalıdır?

Kısaca başlıklar halinde planlama alanlarını ortaya koyacak olursak;

Devletin ve tarım bakanlığının “ürün planlaması” nın mevzuatını kesin hükümlerle, mikro alan projeleri halinde en kısa zamanda, meslek örgütleri, üniversiteler ve tüm tarım sektörünün görüşlerine başvurarak ele alması;

Tarım Orman, Ticaret, Maliye bakanlıklarının tarım ürünü ve gıda ticareti ile ilgili mevzuatı da gelişmiş batı ülkeleri ve gelişmiş tarım toplumları mevzuatını da gözden geçirerek en az pazarlama aktörü bulunan, kooperatif ve üretici birliklerinin üretim, iç ticaret, piyasa analizi, ihracat gibi alanlarda kesin yaslarla hâkim olduğu bir ticari sisteme geçilmesi;

Kooperatif ve üretici birlikleri ve Tarım Orman Bakanlığının koordinasyonu ile tarımsal üretim ve gıda üretiminin ithalat, ihracat, pazarlama, dâhilde ikame konularının düzenli ve hedefe ulaşacak planlamalarla ele alınması;

Tarım ve Orman Bakanlığı mevzuatında hali hazırda bulunmayan ürün planlamasının kuraklık ve sulama suyu rezervleri ve kuraklık ve yağış senaryoları da dikkate alınarak gerçekçi biçimlerde planlamasının yapılması ve Türk çiftçisine olabilirlik, pazarlama sistemi ve fiyat güvencelerinin verilerek hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Bu planlamalar, sahadaki gerçeklere dayandığı için, sadece çok katlı devlet hizmet binalarında masa başında karar veren ve uygulamada devre dışı kalan “Ankara bürokrasi ”sinin bilgi, becerisine bırakılamayacak kadar önemli olup, zaman zaman ortak, zaman zaman da birbirinden farklı özellikler taşıyan üretim ve pazarlama sorunlarının yerelde- ve tekrarlıyorum-kooperatifler, üretici birlikleri, üniversitelerin etkin karar katkıları ile gerçekleşebilecektir. Kısacası “yapısal sorunlar” önümüzdeki en önemli engellerdir.