Henüz çiçeği burnunda bir yıldı. Coşkuyla karşılamış, “Hoş geldin!” diyerek umutlarla başlamıştık. Geçen yıllarda gerçekleşmeyen ya da yarım kalan dileklerimizin bu yıl gerçekleşeceğine inanıyorduk. Önümüzdeki koca bir yıl vardı ve kim bilir ne sürprizler bekliyordu bizi. Ah, nereden bilebilirdik bu yılın geçen yıllara hiç benzemeyeceğini ve yeni dilekleri bir yana bırakıp “Sahip olduklarımızı yitirmeyelim!” diyeceğimiz günlerin bizi beklediğini.

Meğer ne güzelmiş maskemiz solumak! İstediğimiz saatte dışarı çıkıp gezebilmek, yürüyebilmek, dostlarla bir araya gelebilmek, sevgiyle onlara sarılabilmek özgürlükmüş meğer.

Öğrenciler, “Bugün bir neden olsa da okula gitmesek” derken, gün gelip “Artık okular açılsa da okula gitsek” diye düşüneceklerini nereden bilebilirlerdi?

“Artık okullar açılsa da okula gitsek” diye düşüneceklerini nereden bilebilirlerdi? Cebimizde paramız varsa bütün yollar bizim, uzak diye bir yer yok, atlarız uçağa gideriz sanıyorduk. Oysa öyle değilmiş. Bırakın başka ülkelere, şehirlere gitmeyi mahallemizdeki markete gidemedik alışveriş için.

AH 2020 AH!

Sokağa çıkma kısıtlamaları başlayıp bir anda sahiller, kahveler, alışveriş yerleri, parklar, çay bahçeleri, restoranlar bomboş kalınca dünyamızı uzaylılar ele geçirmiş gibi hissettik.

Gerçi biz, köpeğimiz Caz’a mama vermek zorunluluğumuzla bahçe evimizde kalmaya başladık. Bahçemizin bir dünya cenneti olduğunun farkına vardık. Oradan hakkıyla yararlanmayı başardık. Rahat soluk aldığımız için de hep Allah’a şükrettik. Eskiden yalnızca, arkadaşlarımızla birkaç saatliğine gider, çay saati yapıp gönderdik. Kısıtlamalar nedeniyle yaşamımızda bahçemizin değeri arttı. Bu da zor günlerimizin güzel bir öğretisi oldu ailemiz için.

Korona günlerinde, birbirimize sarılmayı bırakın, tokalaşmak için uzatılan ellerin havada kalmasına alışılması zaman aldı. Aile bireyleri bir anda eve kapanınca herkes bocaladı. Yıllardır rutin yaşam döngüsü içinde birbirinden ne denli uzaklaştıklarını, aynı evi paylaşan yabancılara dönüştüklerini fark edince aile çalışmaları arttı.

Büyüklerimizin çocukluğumuzda “Hadi kızım, misafire kolonya tut” dediği dönemleri çoktan ardımızda bırakmışken, kolonyalar yine masa üstlerine yerleşti. El dezenfektanları, parfümlerin yerini aldı çantamızda. Ellerimiz aşındı yıkamaktan, obsesyonlar, panik ataklar zirve yaptı.

Herkese, her şeye kuşkuyla bakar olduk.

Ekonomi çöktü, pek çoğumuz işini kaybetti ya da işini küçültme yoluna gitti.

Elbette her kriz döneminde olduğu gibi krizi fırsata çevirenler de olmadı değil. İkinci el araçlar, sahil kentlerinde taşınmaz fiyatları ikiye, üçe katlandı.

Üç – beş aya kalmaz bir çözüm bulunur, böyle devam etmez sandık. Bir süre sonra “gözümüzle bile göremediğimiz küçük düşman dört bir yandan kuşatıldı ve kontrol altına alındı” düşüncesiyle önce sınırlar açıldı, sonra yine herkes sokaklara döküldü.

Hâlâ maske, mesafe, temizlik kuralları vardı ama kim ne kadar uyuyor orası tartışılırdı! Maskeler ağızda, kolda, çenede, çantada, boyunda, gezerken önceleri haberlerde izlediğimiz veriler de çok da ürkütmüyordu.

Sonra çember daraldı. Tanıdıklarımızın tanıdıkları, derken tanıdıklarımız, dostlarımız, yakınlarımızdan “pozitif” haberleri almaya başladık.

Yasaklar, kısıtlamalar, ölümler, depremler derken hepimiz sabırsızlıkla bekledik 2020 yılının bitmesini.

Duruma bakılırsa kış zor geçecek yine. Bu yeni yılda belki de hepimizin ortak dileği, “eski günlere dönmek” olacak. Eskisinden de güzel günlere kavuşmayı dilesek olmaz mı? Neden olmasın ki… Dileyelim dileyebildiğimiz kadar, umutsuz yaşanır mı?

Yeni yıl nasıl geçecek? Ne sürprizleri var bizim için henüz bilmiyoruz ama giden yılı aratmamasını umuyoruz, ummak istiyoruz. Kaygılardan yorulmuş bulunuyoruz hepimiz. Yaşantımızda var olan sevdiklerimizin, sevenlerimizin, havanın, suyun, soluk almanın, dokunmanın parayla sahip olunamayacak değerlerimizin farkındalığıyla geçirebileceğim bir yıl olmasını diliyorum.

Hoş gel, güzel sürprizlerle gel yeni yıl!