Ölümünün 85’inci yıldönümünde Atamızı yine gittikçe büyüyen saygı ve özlemle anıyoruz.

Dünya tarihinde ölümünün üzerinden dört nesil geçmiş olmasına rağmen hâlâ sürekli artan bir saygıyla, özlemle anılan; koyduğu ilkelerin hayata geçirilmesine bu denli gereksinim duyulan başka bir lider yoktur. Bunu görmek için Atatürk’ün çağdaşı, 1920’lerin, 1930’ların liderlerinin sonunda yaşadıklarına bakmak yeterlidir. Çoğunun ideolojileri geçerliliğini yitirmiş, heykelleri yıkılmış, unutulmuşlardır.

Oysa büyük Atatürk ve Atatürkçülük bu gün bile geçerliliğini korumaktadır ve gelecekte de koruyacaktır.

Bu yazıda bunun nedenlerini incelemeye çalışacağız.

DİNAMİK BİR HEDEF GÖSTERDİ:

Atatürk “Yaptığımız devrimlerin amacı Türk ulusunu çağdaş ve tam anlamıyla uygar bir toplum haline ulaştırmaktır” diyerek Türk ulusuna ve kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne “çağdaş uygarlığa ulaşmak ve geçmek” hedefini göstermiştir.

Çağdaş uygarlık durağan bir kavram değildir. Sürekli gelişmektedir. “Atatürk’ün gösterdiği Çağdaş uygarlığa ulaştık, burada duralım” denilemez. Duran geri kalır. Atatürkçülük devrimciliktir. Devrim durmaz.

Bu nedenle Atatürkçülük asla geçerliliğini yitirmez.

TAM BAĞIMSIZLIK İLKESİNİ KOYDU:

Atatürk 19 Mayıs 1919’da bağımsızlık savaşını başlatmak için Samsun’a çıktığı gün savaşın hedefini tam bağımsızlık (bila kaydı şart müstakil) Türkiye olarak tanımlamıştır.

Bağımsızlık savaşı ise kendi deyişiyle “Bizi sömürmek isteyen kapitalizme ve bizi yutmak isteyen emperyalizme” karşı yapılmıştır.

Emperyalizm doymak bilmez, temel içgüdüsü kâr ve güç arttırım yarışıdır. Emperyalizmin uzun zamanlı hedefleri değişmez, zamana ve bölgeye göre araçları ve yöntemleri değişir. Emperyalizm yenilgilerini unutmaz. Sevr anlaşmasını kabul etmeyip Atatürk’ün önderliğinde dünyada ilk ve başarılı bağımsızlık savaşı vererek Emperyalizme büyük darbe vuran Türkiye’den yüzyıl sonra bile öç almaya çalışır.

Emperyalizm yok olmadıkça Atatürk’ün emperyalizme karşı tam bağımsızlık hedefi hep geçerliliğini koruyacaktır.

LAİK VE DEMOKRASİ İLKELERİNİ KORUDU:

Atatürk devriminin temeli, egemenliğin Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi sayılan Halife – Padişah’tan alınıp halka verilmesidir. Bu ise laik demokratik devrim demektir.

Tüm diğer devrimlerin temeli olan laiklik Atatürk devrimini tarihteki pek çok devrimden ve Osmanlı’daki reform hareketlerinden ayıran temel niteliktir.

Her devrime karşı bir karşı-devrim hareketinin gelişmesi akıl yürütme yoluyla doğrulara ulaşmanın bir kuralıdır. (diyalektiğin)

Bağımsızlık savaşı ve zaferin üzerine kurulan devrimler emperyalizme karşı yapıldığından, karşı devrimciler emperyalizmin doğal iş birlikçileridir. Yakın tarihimizde ve günümüzde yaşanan olaylar bu savı doğrulamaktadır.

Devrim-karşı devrim çelişkisi bitmedikçe Atatürk devrimciliği hep güncel kalacaktır.

AKIL VE BİLİMİ YOL OLARAK GÖSTERDİ:

Büyük önder, “Ben miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır” demiştir.

Bilim şüphe ile başlar, şüphe duyan insan aklı araştırır, bulur, bulduğundan da şüphelenir tekrar araştırır. Bilim böyle gelişir. Bu aynı zamanda insan aklının özgürleşmesi demektir.

İnsan var oldukça aklın yol göstericiliğinde bilim sonsuza dek gelişecektir. Bu nedenle Atatürk’ün yukarıdaki sözleri ve bıraktığı miras hiçbir zaman geçerliliğini yitirmeyecektir.

SONUÇ:

Yukarıda değinebildiğimiz nedenlerle ölümünün 85’inci yılında Atatürk’e ve O’nun ilkelerine bu gün de artan ölçüde gereksinim duyulmaktadır. Yüzyıllar geçse de bu gereksinim devam edecektir. Ulusal bayramlarda ve 10 Kasımlarda gönüllü Anıtkabir ziyaretlerinin her yıl artması bunun bir göstergesidir.

Atatürk ve Atatürkçülük yaşamaktadır ve yaşayacaktır.