XIX. yüzyılın sonları ve XX. yüzyılın başlarında Aydın’ın incir alım merkezlerinde ve İzmir’de kendine has bir ticaret yöntem ve geleneği oluşmuştur. Günümüzde de bazı özelliklerini hala koruyan bu ticari şekilde yazılı olmayan pek çok kural bulunmakta idi.
Ticari malın alıcı tarafından incelenerek fiyat ve kalitesinin belirlenmesi kuralı incir için uygulanmamakta idi. İncirin hem iş malı hem de hurda kısımlarının ihracatçı tarafından alınma zorunluluğu bulunmaktaydı. İhracatçı komisyoncudan gelen incir çuvalının bir karış kadar altını inceleyebilir ve çuvalın tamamını kalitesi ne olursa olsun alırdı. Bunun da en önemli nedeni incirin her türlüsünün değerlendirilebilen bir ürün olmasıydı. Diğer bir neden ise ihracatçı ihracat için bulunduğu taahhüdü yerine getirmeye mecburdu. Ayrıca incir, erken bozulması, rengini kaybetmesi ve kurtlanması nedeniyle elde çok uzun süre bekletilemeyen bir gıda maddesi idi (124).
İhracatçı bir komisyoncudan mal almak istediği takdirde, mağazadaki malların kalitesi işine gelsin veya gelmesin, mağazadaki tüm malı almak zorundadır. Aksi takdirde hiçbir komisyoncu kendine mal vermez. Yemiş çarşısının mevcudunun çok olması ve yeterli talep olmaması gibi olağanüstü durumlarda alıcının seçim ve dilediği mağazadan mal alma şansına sahip olması söz konusu olabilmektedir Bunun dışında ihracatçı, komisyoncunun mağazasındaki bütün mevcudu almaya mecburdur (125).
İncir piyasasını elinde tutan komisyoncu, tüccar ve ihracatçıların yüksek ve tatlı kârlar elde etme yöntemlerinden birisi de Osmanlı para sisteminden yararlanmaktı. Osmanlı döneminde tüm tarım ürünlerinin borsa içinde ve dışında satışında Osmanlı Lirasının değişik kurları dikkate alınarak ticaret yapılırdı (126).
Örneğin incir 128 kuruştan, bakla mecidiye 20 mecidiye kuruştan, lira 108 kuruştan işlem görürdü. Bu son derece garip bir sistem idi. Bütün bunlar; komisyoncuların aldıkları komisyondan başka dolambaçlı yollardan daha fazla para kazanmaları için icat edilmişti (127).
Deveci ağasından başlamak üzere, tüccar, komisyoncu ve ihracatçı ile devam eden üreticiyi ve devleti soyma çabası daha incir bahçeden çıkmadan başlardı. İlk adım incir piyasaya çıkmadan fiyatını kırmakla başlardı.
Taşrada Rum bakkallar köylüyü ve halkı soyarken, bunların ticari metalarını teşkil eden azınlık ve yabancı şirketler İzmir’de kümelenmiş olup, çiftçiyi, köylüyü ve dar gelirli Türk halkını her alış verişinde soymakta idiler. Küçük taşra kent ve kasabalarına mamul maddeler İzmir levantenlerinin mağazalarında yola çıkarken, Türk çiftçisinin ürettiği tütün, pamuk, incir, zeytinyağı, palamut, meyan kökü ve tüm meyveler aynı şirket ve kişilerin kat kat zenginleşmelerine neden oluyordu.
İncirin üreticiden alım fiyatının düşük tutulması için yapılan ilk çalışma; her sene mevsim başında incir rekoltesini çok yüksek gösterilme çabasıdır. İncir piyasasını belirleme durumunda olan tüccar, rekolteyi yüksek gösterip, dış talebin az olduğu iddiasında bulunarak, incirin fiyatını en alt seviyeye çekmek
istemektedir.1900’lu yıllarda, mevsimin iyi gittiği seneler Aydın Vilayetinde 80 ile 100 bin ton incir yetişmişti (128).
Komisyoncular ise her türlü dalavere ile inciri küçük üreticinin elinden almayı başaran ticari bir sınıftı.
Bu sistem incircilik âleminde son derece yaygın ve belirgindi… Ürünün oluşumundan iki, üç ay önce başlayıp, kurumsal olarak ürün satış mevsiminin sonunda kapanacak olan bir işlem için İzmir’deki komisyoncunun tahsis edeceği sermayenin beş, on katı iş yapan tüccar her satışta yüzde beş komisyon ödeyeceğinden, komisyoncunun elde edeceği kâr çok fazla olacaktır (129).
Aydın Kooperatif İncir Müstahsilleri Anonim Şirketi kurulmadan önce, İzmir’de incirden alınan komisyon net fiyat üzerinden%10 idi. Ancak komisyoncular, bu kadar yüksek komisyonla da yetinmeyerek, dolambaçlı yollarla da kendilerine ayrıca çıkar sağlarlardı (130).