Bu yazı dizimizde üretim ve ihracat arasındaki ticari süreçte kendilerine konum yaratmış olan aracıların rol, davranış ve sömürü düzenlerini ele alacağız.

İncir ticareti Temmuz ayında başalar ve bir sonraki yılın incir sezonuna kadar devam ederdi.Bu mevsimlik yolculuk safhalar halinde gerçekleşmekteydi. İncir üreticisi ile İhracatçı arasındaki ilk unsur deveciler idi. Deveciler nakliyeci sınıf olmalarının yanında imtiyazlıydılar. Çünkü bu görevi kasaba bakkalları, komisyoncu ve ihracatçıların kendilerine ödedikleri paralar karşısında yerine getirirlerdi.

Büyük köy ve kasabalarda köylüyü ve üreticiyi sömüren ilk aracı sınıfları bakkallar ve deveci ağaları idi.

İncir, bahçede yetişip kurutulduktan sonra önce Deveci Ağalarının eline geçerdi. Deveci ağaları köylünün incirini alır, İzmir’e taşımakla ve hakkına düşeni komisyoncudan alıp ödemekle mükellefti. Gene üretici ve köylülerin incir bedellerini ödemekten deveci ağaları sorumluydu. Üretici ile deveci ağası arasında herhangi bir yazılı anlaşma olmayıp, ilişkileri salt güvene dayalıydı.

Deveciler köyde az çok malı bulunan ve aynı zamanda köyde sözü geçen kimselerdi. Ticaretlerinden elde ettikleri geliri tarım topraklarına yatırırlardı. Bunlar, İzmir’deki ihracatçı komisyoncudan aldıkları toplu avansı ürün zamanından önce küçük üreticilere dağıtır ve ürün zamanında da bunların incirlerini işbirliği içinde oldukları komisyoncuların mağazalarına getirip sattırmaya aracılık ederlerdi. Deveci incir piyasasında fiyatların yükselip azalmasından kesinlikle sorumlu değildi. O emanetçiydi. Ve satılan malı üzerinden okka başına belirlenmiş bir ücret alırdı. Aydın Kooperatif İncir Müstahsilleri Anonim Şirketi kurulmadan önce, deveci bir kantar incirde (yaklaşık 57 kg’da) yedi kuruş altın para alırdı (114).

Deveci ağası üreticinin malını teslim alan, miktarı ve cinsi hakkında sorumluluk kabul etmeyen bir emanetçidir. Bu ağalar da incir üreticisi olduğundan, kendi malları da emanet mallarla birlikte İzmir’e gönderilir. Komisyoncunun mağazasında ağanın kötü malının köylüye, köylünün iyi malının ağaya ait olduğunu göstermeye engel hiçbir neden yoktur. Böyle bir durumu engellemek için hiçbir önlem alınmamış hatta düşünülmemiştir. Ağanın haysiyeti miktar, kalite, tutar konularında bir soru sorulmasına engeldir. Üretici köylünün, teslim ettiği miktar ve cinsi hakkında emanetçiden başka bir şey olmayan deveci ağaya kesin bir güveni olması ve bu konularda hiçbir şekilde şüpheye düşmemesi esastı (115).

Deveci ağalarının yaşadıkları ve incir ticaretinde aracılık yaptıkları coğrafya Büyük Menderes Ovasında Buharkent Kızıldere’den başlar, Ortaklar beldesinin Naipli (Reşadiye),Selçuk’un Çamlık(Aziziye),Söke Ovasının girişinde yer alan Argavlı ve Moralı köylerinde son bulurdu.

Diğer bir coğrafya ise Küçük Menderes Havzası olup Kiraz (Keles),Beydağ (Balyambolu),Ödemiş, Tire, Bayındır ve köylerde üretilen incirde aracı olarak gene deveci ağalarını görmekteyiz.

İncirin develerle taşınmasının macerası Sarayköy’de başlardı. En tanınmış deveci ağalarında birisi de efsane haline gelen Sarayköylü Molla Bekir’dir. Söylenceye göre “Molla Bekir’in develerinin öncüsü Nazilli’ye vardığında, sonuncu develer daha Sarayköy’den hareket etmemiş” olurlardı.

Sarayköylü Koca Bekir, Nazilli’nin üzümünü, incirini alır, Sarayköy’e, Tavas’a götürür, toptan ticaretle aldığı mallarını orada perakende ticaretle uğraşanlara satardı.

Nazilli’de Ali Amasyalı, Dereköylü Ömer Hoca’da bu gibi ticaretle uğraşmışlardı (116) .

Deveci Osman, köylünün ürünlerini, Köşk’te Kabay adlı bir Yahudi adına satın alıyor, develeriyle Kabay’ın mağazasına götürüyordu; Kabay da Kuyucak (Ortakçı) ’dan Deveci Osman’ın da getirdiği yemişleri İzmir’den kendisine mal almaya gelen tüccara satıyordu (117).