Osmanlı Devleti bir tarım imparatorluğuydu. Halkının çoğu geçimini tarımdan sağlıyor, vergi gelirlerinin çoğu tarımsal kaynaklardan alınıyor ve ihracatının çoğunu tarım ürünleri oluşturuyordu. Osmanlı nüfusunun büyük çoğunluğu, %75-80’i kırsal alanda yaşıyordu.

Osmanlı Devletinin uzunca bir döneminde Batı Ege başkentin meyve üretim merkezi olarak işlev görmüştür.

İstanbul’a ait narh defteri kayıtlarından Aydın ve İzmir- Ki Aydın’ın bir kazası idi- gibi yerlerden gelen kuru meyve ve yemişlerin, kızıl siyah ve razakı üzümlerin, lop sarıca ve Nazilli incirlerinin, zerdali ve armut kuruları, nardenk gibi İzmir civarı mahsullerinin İstanbul pazarlarında bolca bulunduğu anlaşılmaktadır.

Osmanlı döneminde incir ticareti XIX. yüzyıl başlarına kadar İstanbul’un ve ülkenin ihtiyacı esas alınarak düzenlenmiş ve bu nedenle batı ülkelerine ihracat kısıtlamaları ile karşı karşıya kalan incir, bu yüzyılın ikinci yarısında yapılan yasal ve ticari düzenlemeler, sonucu her türlü engelleme ortadan kaldırılarak İzmir’e yerleşmiş onlarca gayri Müslim tüccar eliyle, tatlı kârlarla alım satımı gerçekleşmeye başlamıştı.

Azınlıklara, levantenlere ve yabancılara verilen çok geniş imtiyazlarla incir başlı başına bir ihraç ürünü haline gelirken “Aydın’da üretilen, İzmir’de satılan ” deyimi incire mal olmuştur.

Osmanlı Devletinin iç düzenlemeleri ve XIX yüzyılda Avrupa ve dünyada meydana gelen iktisadi değişiklikler diğer tüm ticari mallarda olduğu gibi incir ticaretinde de köklü değişikliklere neden olmuştur. Bu değişiklikler kıran kırana bir ticaretin sergilenmesine yol açmıştır.

1839 Balta Limanı anlaşması batılı ülkelerin Osmanlı ticaretini diledikleri gibi yönlendirmelerine, istedikleri tarım ürünlerini ülkelerine diledikleri fiyat ve şartlarda ithal etmelerini sağlamıştır.

XIX. yüzyılın konu ile ilgili birçok kaynağında olduğu gibi incir tarımı ve incir kalitesi ile ilgili bilgiler verilirken kaliteli incir konusunda İncirliova ve Germencik ilçeleri işaret edilmektedir.

Texier eserinde, “Meandır’ın (Menderes) yukarı vadisinde Messogis (Cevizli) Dağı’nın yamaçları, bütün sakinleri çiftçi olan birçok köylerle işgal edilmiştir; ovayla son bulan bütün vadi sayısız incir ağaçlarıyla doludur, demekte, Nazilli’ye ise incir pazarı adı verildiğini belirtmekteydi (213).

Texier eserinde; ”Birbirine yakın üç büyük köy, çiftçi halkı buraya toplanmıştır. Bu üçünün adı da Nazlu (Nazilli)dir. Ancak özellikleriyle ayırt edilebilirler: Büyük Nazlu’da Müslümanlar oturur. Nazlu Pazar’da Rumlar ikamet ederler. Cevizli nehrinden inen çok sayıda dere, bahçeler ve bostanları sular. Burası kadar parlak ve zengin görüntü sergileyen yer çok azdır”

Texier, Nazilli için 1835 yılında gezdiği, 1842 yılında yayınladığı kitabında “,Meandır’ın yukarı vadisinde Mesakis Dağının eteklerinde bütün halkı çiftçi olan birçok köy serpilidir. Ovaya bakan bütün vadi sayısız incir ağaçlarıyla doludur. Bu bucağa (İncirpazar) adı verilmiştir.”ifadelerini kullanmaktadır.

Yine Texier Aydın Kasabasını anlatırken,”Ova (Menderes) oldukça iyi ekilmiş durumdadır. Bağlar, zeytinlikler ve incirliklerin ürünleri, çok önemli temel ihracatı oluşturur”